6 Eylül 2010 Pazartesi

Tahir Sami Bey'in Özel Hayatı


- Ee, mirim, size söylemiştim; ya hanım, ya kitap; birini tercih edeceksiniz.
- Olmuyor efendim, olmuyor. Birini tercih etsem ötekisi darılıyor.
- İki evli oldunuz yani.
- Tam buyurduğunuz gibi. Geçende beni âdeta tehdit etti.
İskender Bey yapmacık bir merakla:
- Ya! Olacak şey değil!
- Oldu efendim, inanın oldu. Ellerini beline koyarak: "Bana bak Kazım Efendi, ya ben, ya kitapların, seçimini yap" dedi ve çekildi.
- Ne yaptınız?
- Ne yapabilirim efendim? Hanımdan korkmayan mı var. Bu yaşta yalnız kalmak zor. E, kitaplara da kıyamıyorum.
- Çözüm!
- Çözüm şöyle efendim. Hanıma göstere göstere bazı kıymeti kalmamış kitapları, laf aramızda benimkileri de peyderpey tasfiye ediyorum. Her hafta büyücek bir paket fakan.
- Ee, inandı mı hanım?
Adam keyifleniyor:
- İnandı, inandı. İnanmakla kalmayıp bana mükafat olarak bir mantı yaptı ki, parmaklarınızı yersiniz.
- Oh, oh! İş tatlıya bağlanmış, neyse.

İskender Bey bu tatlı sohbeti dikkatle dinlemekte olan Sami'ye döndü:
- Sami, evladım. Sen ki bir ciltcinin oğlusun. Sahafların müdavimisin; kağıt kokusu, kitap kokusu arasında büyüyorsun. Sonunda herhalde aramıza karışacaksın. Kulağına küpe olsun. Kitap aşkı başka sevda kaldırmaz. İki karpuz bir koltuğa sığmaz. Sığdırmaya kalkışırsan işte bu bey gibi ömrün ıstırap içinde geçer. Kitapsever mücerret bekar kalmalıdır.

Tapucu bu sözler üzerine heyecana gelip bir mısra patlatıyor:
- "Âferin erbab-ı aşkın kuvve-i bâzusuna". [s. 73-74]

TAHİR SAMİ BEY'İN ÖZEL HAYATI
Mustafa Kutlu
Dergah Yayınları

30 Ağustos 2010 Pazartesi

The Godfather


Artık filmlerden de altını çizdiğim satırlara yer vereceğim.

Baba'dan güzel bir söz:

Çünkü ailesine zaman ayırmayan bir adam, asla gerçek bir adam olamaz.




THE GODFATHER - I (1972)
Yönetmen : Francis Ford Coppola
Roman : Mario Puzo
Senaryo : Mario Puzo, Francis Ford Coppola

http://www.imdb.com/title/tt0068646/

20 Haziran 2010 Pazar

Kağıt Helva


Birini seviyorsan onun için yapabileceğin en anlamlı şey değişmektir. [s.11]

İnsan ilk defa gördüğü birine ilk defa görüyormuş gibi bakmalı. Daha evvel gördüklerine bakar gibi değil. Yani her yeni insan bir muamma demek; bilinmeyen bir şeyler var orada. Yeni yürümeye başlayan çocuklar bunu bilir. Böyle bakarlar işte her şeye, hayretle. [s.32]

Dışadönük, kendini beğenmiş insanlara kıyasla içekapanık ve mütavzı insanların parıltısı daha azdır belki. Ama böyleleri oksijen gibidir. Varlıkları hemen anlaşılmasa da yokluklarında nefes almaz zorlaşır. [s.38]

Sakın ola hor görme Pinhan, canları hor görme. Bak bu gayb alemine, bir kendini gör. Bak kendine, cümle mahlukatın özünü gör. Devri tamam olan gelir, devri tamam olan gider. Gelen gidende saklıdır; giden gelende saklı .[s.65]

Rüyaları hep kadınlar arşivler. Ta genç kızlığında gördüğü rüyayı bir kenara not etmek, kız kardeşinin hamileyken gördüğü bir rüyayı bugün hala hatırlıyor olmak ve rüyalar üzerinden birbiriyle temasa geçmek kadınlara özgü bir maharettir. Oysa ne tuhaftır ki, rüya iletişim ağları böylesine dişil olduğu halde, rüya tabirleri kitaplarının yazarları da, yayıncıları da hep erkektir. [s.125]

KAĞIT HELVA
Elif Şafak
Doğan Kitap

19 Haziran 2010 Cumartesi

Saklı Lezzetler


Yaşamak yazmakla çelişiyormuş gibi görünüyorsa üstesinden nasıl gelinir? Bunu çok düşündüm. Gerçekte hiçbir çelişki olmadığının farkına varıncaya kadar düşündüm.

Yaşamın yerini yazın alamaz, yazının yerini de yaşam. Bu çelişkiye ancak biri diğeri uğruna reddedilirse düşülebilir. Hayatı seven, yazını küçümseyemez, yazını seven de hayatı. Okumak aynı zamanda yaşamaktır; okuyarak yaşamak ve yaşamı okumak. Kendini okumayla sınırlandırmak sanatın yaşamsal gücünü , yani yaşantıyı reddetmektir. Çünkü yapıtın hem beslendiği kaynak hem de hedefi olan yaşam, yapıta kadar süren, yapıttan sonra devam eden "öbür ses"tir. Kişisel tarihimizin bazı anlarında bu iki yönden birini ihmal etmişizdir. Ya yazına odaklanarak yaşamı ihmal etmişizdir ya da yaşama kapılarak deneyiyimimizi yazında ifade etmeyi. Bu sonuca vardığımda rahat bir nefes aldım. Doğru açıdan bakıldığında metinler hala yaşamsaldı; yeni bir bakışla ele alınmaya değiyordu [s.9-11]

SAKLI LEZZETLER
-Mutfağa Felsefi Bir Yaklaşım-
Laura Esquivel
Türkçesi: Olcay Öztunalı
Can Yayınları

16 Şubat 2010 Salı

Mahalle Kahvesi


Hani bazı çocuklar ısrarla bir fena hareketi yapmadıklarını iddia ederler. Hakikaten de yapmamışlardır. Ama yapmış gibi bir halleri de vardır. Yapmamış insanların tabiiliğini bir türlü alamazlar. İşte ben o çocuklardan biri gibi idim. [s.47]

Şu uyku insanın sevgilisi gibi bir şey, gelmeyince sinirlendiriyor. [s.32]

MAHALLE KAHVESİ
Sait Faik
Yapı Kredi Yayınları

10 Ekim 2009 Cumartesi

Veba


Sevgisiz bir dünyanın ölü bir dünya gibi olduğunu ve bir an gelip insanın hapishanelerden, çalışmadan ve cesaretten usanıp, bir varlığın yüzünü ve şefkatle aydınlanmış bir yürek dilediğini biliyordu. [s.235]

İnsanların tüm mutsuzluğunun açık konuşmamalarından kaynaklandığını anladım. [s.228]

Bir kenti tanımanın en bildik yollarından biri de insanların orada nasıl çalıştığına, orada birbirlerini sevdiğine ve nasıl öldüğüne bakmaktır. [s.9]

Oran kuşkuları olmayan bir kenttir, yani tümüyle modern bir kent. Buna olarak bizim burada insanların birbirini nasıl sevdiklerini belirtmeye gerek yoktur. Erkekler ve kadanlar aşk edimi denen şeyde çabucak birbilerini yutarlar ya da iki kişilik uzun bir alışkanlık geliştirirler. [...] Heryerde olduğu gibi Oran'da da zamansızlıktan ve düşünmemekten insanlar bilmeden birbirini sevmek zorundadır. [s.10]

İnsan alışkanlıklarını edindikten sonra günlerini kolay geçirir. [s.11]

Akıl, yürek ve tenle birbirine bağlanan varlıklar, on sözcüklük bir telfrafın büyük harflerinde o eski birlikteliğin işaretlerini arayacak hale geldiler. [s.66]

En azından, sessizliği katlanılmaz bulanlar, ötekiler yüreğin gerçek sesini bir türlü duyamadıkları için, çarşı pazar dilini kullanmaya ve alışılmış biçimde, sıradan ilişki ve olan bitenden, bir anlamda gündelik olaylardan söz etmye razı oluyorlardı. O zaman da, en gerçek acılar söyleşinin sıradan kalıpları içinde aktarılır oldu. [s.72-73]

İnananların vicdanlarıyla hesaplaştıkları saat olan akşamın bu saati, boşluktan başka sorgulayacak hiçbir şeyi olmayan tutsak ya da sürgün kişiye zor gelirdi. [s.166]

Veba değer yargılarını ortadan kaldırmıştı. Bu da kimsenin giysilerin ya da satın alınan yiyeeklerin kalitesiyle ilgilenmemesinden anlaşılıyordu. [s.167]

Suçlu bir insanı düşünmek, ölü birisini düşünmekten zordu belki de. [s.275]

VEBA
Albert Camus
Türkçesi: Nedret Tanyolaç Öztokat
Can Yayınları

23 Eylül 2009 Çarşamba

İlk Aşk



Ah gençlik! Hiç bir şey umursadığın yok senin. Sanki dünya nimetlerinden faydalanman sona ermeyecekmiş gibi.. Kedere, acılara aldırdığın yok; onlarda bile hoş bir yön bulursun. "Ben yaşıyorum ya!.." diye böbürlenirsin. Çünkü günlerin nasıl yıldırım hıziyle ardı ardından koştuğunun farkında değilsin şimdilik. Senin güzelliğinin sırrı belki de herşeyi yapabilmenin gücünde değil, bunun imkânına inanmandadır. [s.73-74]


İLK AŞK
İvan Turgenyev

Türkçesi: Nihal Yalaza Taluy
Varlık Yayınevi
M. Salih Eroğlu