Çavdar Tarlasında Çocuklar


Son zamanlarda okuduğum en iyi kitap.

Sürücü uyanık herifin tekiydi. “Buradan dönemem, ahbap. Burası tek yönlü bir yol. Doksanıncı Sokağın sonuna kadar gitmek zorundayım.”

Tartışmaya girmek istemiyordum. “Tamam” dedim. Sonra birdenbire aklıma bir şey geldi. “Hey, bakar mısınız?” dedim. “Güney Central Park’ın hemen yanındaki o gölde bulunan ördekleri biliyor musunuz? O küçük göldeki hani. Acaba, göl donduğunda, o ördekler nereye gidiyorlar, biliyor musunuz? Haberiniz var mı, acaba?” Ama anladım ki, ancak milyonda bir olasılıkla haberi olabilirdi.

Döndü, bana manyakmışım gibi bir baktı.

“Sen n’apıyosun ahbap, ha? Benimle kafa mı buluyorsun?”

“Hayır; yalnızca merak ettim, hepsi bu kadar.” [s.63]

"Her neyse, hep, büyük bir çavdar tarlasında oyun oynayan çocuklar getiriyorum gözümün önüne. Binlerce çocuk, başka kimse yok ortalıkta -yetişkin hiç kimse, yani- benden başka. Ve çılgın bir uçurumun kenarında durmuşum. Ne yapıyorum, uçuruma yaklaşan herkesi yakalıyorum; nereye gittiklerine hiç bakmadan koşarlarken, ben bir yerlerden çıkıyor, onları yakalıyorum. Bütün gün yalnızca bu işi yapıyorum. Ben, çavdar tarlasında çocukları yakalayan biri olmak isterdim. Çılgın bir şey bu, biliyorum, ama ben yalnızca böyle biri olmak isterdim. Biliyorum, bu çılgın bir şey." [s. 164-165]

Kitabın Birinci Bölümü [oku]
Sevin Okyay'ın Hâlâ Salinger'ın Peşinde yazısı [oku]

ÇAVDAR TARLASINDA ÇOCUKLAR
Jerome David Salinger
Türkçesi: Coşkun Yerli
Yapı Kredi Yayınları

Sarnıç


Kitaptan iki güzel hikaye:

Kim Kime [oku]
Sarnıç [oku]

Ve altı çizili satırlar:

Önümüzde hayat... Her gün bir başka uykuya yatıp bir başka rüya göreceğiz. Halbuki her zaman, ağır ağır bizimle beraber akan nehir, bir göle varıyordu. Bu gölde artık biz akmıyor, dalgalanmıyorduk. Yahut bana öyle geliyordu. (Sarnıç adlı hikayeden, s.11)

Bu çok yakın mazide tokları açlar doyurdu ve açlar öldüler (Beyaz Altın adlı hikayeden, s.25)

Avlusunun otları taze kesilmiş, minareleri çimenlerin üzerine akmış, kubbeleri yakın çarşılara dökülmüş, sessizlik ve esrar dolu İstanbul camilerinden bir tanesinin avlusunda idik. Bir öğleüstü idi. Fırsat buldukça, canım sıkıldıkça, kafamın içine bir başka benlik sokuldukça insanları sevmek için; bir uzlet içinden, bir yoksuzluk ve kimsesizlik içinden, bir varlığın ve kimsenin karışıkılığını daha iyi duyabilmek için daima melankolik köşeler arardım. O zaman kumruların gezindiği cami sundurmalarında düşünür; İstanbul'a, bu köprülerin ve sefillerin ve vapurların birbirini düşündüğü, birbirini çağırdığı İstanbul'a bakar kalırdım. (Bir Karpuz Sergisi adlı hikayeden, s.34)

İnsanları sevmek, hayatı sevmek ne iyi şey... Ancak insanları sevebiliriz. Bir tek insan bütün insanları nasıl sevebilir. İki türlü: Biri; çok büyük bir adam olarak. Böylesi ne iyi! Fakat kim bilir bu işin ne eziyetleri vardır: Ne işkencelerle büyük adam olunabilir. Bir de avantürye olarak insanları sevmek vardır. Bu daha çok insanları değil, hayatı sevmek demektir. Avantürye ile büyük adam arasındaki fark da birinin insanlar, diğerinin hayat üzerindeki bilgi ve sevgileridir. Don Kişot'la Cervantes arasındaki farkı anlıyorum. (Ormanda Uyku adlı hikayeden, s.61)

Lamba yandığı zaman, demin kahvenin ortasında mavi, kırmızı, yeşil mikalarından tatlı ışıklar çıkaran acayip ve güzel şey bütün masallığını karanlığa bırakmış, sahicileşmişti. Halbuki kış geceleri delikanlılar sahici şeylerden hoşlanmazlardı. Onlara, yalan, hulya, rüya, masal lazımdı. İhtiyarları gücendirmemek için ses çıkarmadılar. (Gaz Sobası adlı hikayeden s.76)

Yine Recep birden hatırladı. Bir gece Bursa'da kaldığı zaman onu Bursalı kahveciler sinemaya götürmüşlerdi. Bu da bir nevi Karagöz'dü. Recep boyuna sinemanın makinesinden perdeye kadar gelen ışığa bakmıştı. Perdede insanlar, hayvanlar, dağlar, sular, her şey gördü. İnsanlar öpüşüyorlardı. Güzel adamlar, şık kadınlar vardı. Recep bu işe şaşmamıştı. Olurdu. Yalnız birden bire sinemada kar yağmış, insanların yakalarına dolmuştu. İşte o zaman Recep şaşıvermişti. Her şey mümkündü. Ama kar, Allah'ın karı nasıl yağardı? Bunu aklı almamış, köye döndüğü zaman bütün kış şehir görmemişlere temmuz ortasında kar yağdığını anlatmıştı. (Gaz Sobası adlı hikayeden s.79)

SARNIÇ
Sait Faik Abasıyanık
Yapı Kredi Yayınları

Kitabu't-Tecelliyat

Muhyiddin Arabî Hazretlerinin eserleri, özellikle Kitabu't-Tecelliyat ve Kitabul'l Yakin kitapları sıradan kitaplar değildir. Tam kendisine ve ününe layıktır. Daha önce hiç basılmayan bu eser insanın istifade edebileceği, düşünce ufkunu açacak, derin bilgilere ulaştıracak konular içermektedir. Bunun da kitabın her sahifesinde görmek mümkündür. Bu tecelliler ve yakin kitapları matbuu değil el yazmasıdır. Tercümesi aslına uygun olarak yapılmıştır. Dikkatlice okunursa ufkunuzu açacak, sizleri maddenin zulmünden, nefis tuzaklarından kurtaracaktır. (Arka kapak)


Hakk senden kalbini istedi, sana senin tamamını verdi. Sen de onu (kalbini) temizle. Huzurunda olduğunu, seni murakabe ettiğini bilerek ve korkarak ulula. Nitekim “Gündüz vakti senin için uygun bir meşguliyet vardır” (73 Müzemmil, 7) ayetiyle buna işaret edilmiştir. Sana yirmi dört saat vermiş, bundan farzların vaktini kendine tahsis etmiştir ki, bu da topu topu yarım saat eder.

Sana diyor ki: Bütün vakitlerinde mübah ve dünya işleriyle uğraş, Bana da bu kadar (yarım saat) ayır. İbadet saatlerini beşe böldüm ki sana uzun (ağır) gelmesin.

Ey kardeşim, sen nasıl bir kul olduğuna iyi bak! Şu büyük lütfa bak; eğer mesel ters olsa idi (23 buçuk saat ibadet, yarım saat dinlenme) ne yapardın?

Mükellefiyetteki bu lütufla birlikte, emrine muhalefet ettiğin takdirde sana süre de tanınmıştır. Sana süre vermiş, seni davet etmiş, O’nu azıcık hatırlamana, bir an olsun O’nunla olmana kanaat etmiş, razı olmuştur.

Ey miskin, bunu sana O’ndan başka kim yapar? Böyle âl-i cenap Rabbine, böyle büyük lütfun ve güzel işin sahibine karşı gelmekle onunla savaşıyorsun; utanmıyorsun! Sana süre tanımasına aldanma. Zira “O’nun yakalaması çok şiddetlidir” (88 Buruc, 12), “Rabbinin, haksızlık eden memleketleri yakaladığında, yakalayışı işte böyledir” (11 Hud, 22)

Seninse nefsinden başka verecek fidyen yoktur. Senden bunu alırsa, kim okur, kim öğüt alır. Bedbaht odur ki nefsine vaaz eder, bundan etkilenmez. Allah kime nefsiyle vaaz etmişse sonunda ona başkasıyla kendi kelamıyla vaaz etmiştir. Artık nasıl kul olacağına bak. Adamlarla yarış hattında (parkurunda) yarış.

Emr-i ilahiye muhalefet edip de iyi karşılık gören, iyi yerlere gelen ve hoş manzaralar seyreden seni aldatmasın. Bütün bunlar o kimse için tuzaktır, bilmediği yerden istidractır (iddiacıya azar azar mehil vererek Allah’ın korkunç azabına yaklaştırması).

Kendini sana örnek gösteren bu tip birine de ki:

Duman çekilince görürsün;
Bineğin at mıdır, eşek midir? (s. 76–78)

İbn Arabî, Kitabu't-Tecelliyat ve Kitabul'l Yakin, Çev: Doç. Dr. Abdülvehhab Öztürk, Sultan Yayınevi

Görmek ve Fark Etmek


Alain de Botton sanat, felsefe ve edebiyatı çok güzel harmanlayıp sade ve akıcı bir dille okuyucusuyla buluşturuyor. Acizane tavsiye ederim..

Ve kitaptan iki kısa deneme:

Yazmak (ve Alabalıklar) [oku]
Yalnız Erkekler [oku]

GÖRMEK VE FARK ETMEK
Alain de Botton
Türkçesi: Ayşe Ece – Ahu Sıla Bayer – Ahu Antmen
Sel Yayıncılık


Hayat Nedir?

Hayat Nedir, Yusuf-i Hemedani'nin yazmış olduğu risalelerin yer aldığı 101 sayfalık bir kitap. Kitabın içinde Abdülhalik Gücdüvani tarafından yazılan ve Yusuf-i Hemedani’nin hayatını anlatan Makamat-ı Yusuf Hemedani isimli risale de yer alıyor.


İmam Yusuf-i Hemedani’ye (r.h) sordular: Bugünler geçerse ve bu taife yüzlerine perde çekip göçerse selamette kalmak için ne yapayalım? Dedi ki: Onların sözlerinden hergün sekiz varak (16 sayfa) okuyunuz! (s. 14)

Zahirinizi dağınıklıktan kurtarın. Zahiri dağınık olanın batını ve gönlü daha da dağınık olur. (s. 45)

Allah Teala seni, sevdiği ve razı olduğu şeylerde muvaffak kılsın, “Canlı kimdir ve hayat nedir?” diye sordun.

Cevap: Allah muvaffak etsin! Bilesin ki, basiret ve yakîn ehline göre “canlı” avunup teselli olan kişidir. “Hayat” da avunmak ve teselli olmaktır. Yedi kat gök ve yerin mahlukatı, teselli ve huzur bulma konusunun özünde hem-fikirdirler. Ancak teselli olma makam ve huzur bulma yerleri farklı farklıdır. Herkesin kendi makam ve durumuna göre bir teselli yeri vardır. İnsan onun varlığı ile huzur bulur, rahatlar ve sakinleşir. Onu kaybettiği zaman muzdarip ve huzursuz olur. Onunla rahatlayıp gönlü sıkıntıdan kurtulduğu için Hak yolunun yolcuları olan Peygamberler şöyle demişlerdir: “Falan kişi, falan şeyle canlıdır, onunla yaşamaktadır.” Bu, canlıyı ve hayatı tanımada genel bir kaidedir.

Ama canlı ile hayatı, tafsilatıyla ve sufi taifesinin tarifi üzere tanımak istersen bilesin ki, dünya süsleri ile teselli olup avunan kişinin mutluluğu, bu aldanış sarayı olan dünyanın malını toplamak, biriktirmek, almak ve vermektir. O kişi dünya ile yaşamaktadır, dünya ile canlıdır. Bu durum, Ademoğlunun hayat derecesi ve konumunun en değersiz, en aşağı seviyesidir. Çünkü dünya metaı ile huzur bulup avunma konusunda tüm hayvanlar, böcekler, vahşi ve ehli hayvanlar, kuş ve balıklar ortaktırlar. Onlar, bu aldanış sarayının lezzetleri ile yaşarlar. Bu yüzden alemi yaratan Hak Teala, niyeti ve ilgisi dünya hazları olan insanlarla hayvanları aynı kefeye koyup şöyle buyurmuştur: “Bırak onları, yesinler, zevk alsınlar; ümit onları avundursun; ileride öğrenecekler.” (Hicr 15/3) Yine şöyle buyurmuştur: “Hayvanların yediği gibi yerler ve varacakları yer ateştir.” (Muhammed 47/12)

Akıl, idrak ve emaneti yüklenmek suretiyle muazzam ve şerefli olarak yaratılmış olan insanın, teselli noktasında kendi emrine amade olan hayvanlar, yırtıcı kuşlar ve böceklerle aynı konumda olması ne utanılacak birşeydir! Böyle bir insan, hayvanların teselli mekanında alçalır ve avunur. Hayvanların yeme, içme, eş edinme, barınma ve giyinme ile mutlu olup avundukları gibi, bu insan da bu tür şeylerle teselli olur. Kendi hakiki konumunu ve derecesini düşünmez: “And olsun ki, biz insanoğullarını şerefli kıldık, onların karada ve denizde gezmesini sağladık.” (İsra 17/70)

(s. 53-54)

Kalp ile zikir, ağaç ile su gibidir. Kalp ile tefekkür de ağaç ile meyve gibidir. Ağaca su vermeden yeşermesini beklemek, yaprak ve çiçek çıkarmasını beklemeden ondan meyve istemek hata olur. (s. 71)

HAYAT NEDİR?
Hâce Yusuf-i Hemedânî
Türkçesi: Necdet Tosun
İnsan Yayınları

Sevdiğim Kitaplar

  • ÇAVDAR TARLASINDA ÇOCUKLAR - J.D.Salinger
  • KALECİNİN PENALTI ANINDAKİ ENDİŞESİ - Peter Handke
  • KORKUYU BEKLERKEN - Oğuz Atay
  • TÜNEL - Ernesto Sabato
  • BROKLYN ÇILGINLIKLARI- Pual Auster
  • ACI ÇİKOLATA - Laura Esquivel
  • ŞEKER PORTAKALI - Jose Mauro de Vasconcelos
  • KIRMIZI PAZARTESİ - Gabriel Garcia Marquez
  • YÜZYILLIK YALNIZLIK - Gabriel Garcia Marquez
  • PİNHAN - Elif Şafak
  • SIR - Mustafa Kutlu
  • UZUN HİKAYE - Mustafa Kutlu
  • YA TAHAMMÜL YA SEFER - Mustafa Kutlu
  • BEYHUDE ÖMRÜM - Mustafa Kutlu
  • PUSLU KITALAR ATLASI - İhsan Oktay Anar
  • AMAT - İhsan Oktay Anar
  • DÖNÜŞÜM - Franz Kafka
  • DAVA - Franz Kafka
  • YABANCI - Albert Camus
  • VEBA - Albert Camus

Tigri & Lew

​Ormanda kimlik kartları, pasaport kontrolleri ve sınırlar yoktur. Bir ağaç bir kuşa “nerelisin?” diye sormaz, sadece kuşun söylediği şarkıyı dinler. (Tigri & Lew)