Tünel



Öykümüzün kahramanı Juan Pablo Castel’in trende yolculuk yaparken aklına gelen “aptal fikir” zaman zaman benim de aklıma gelir. Demek ki sadece benim aklıma gelmiyormuş diye gülümsedim romanı okurken:

Tren Buenos Aires'e doğru yol alırken pencereden dışarıyı izliyordum. Bir çiftlik evinin yanından geçtik; sundurmada duran bir kadın trene bakıyordu. Aklıma aptal bir fikir geldi: “Bu kadını yaşamımda ilk kez görüyorum ve bir daha görmeyeceğim.” Düşüncem bilinmedik bir ırmağın sularında yüzen bir mantara benziyordu. Bir süre sundurmadaki kadının çevresinde yüzdü. Bu kadının benim için ne önemi vardı ki? Ama bu anın yaşamımda bir kereye mahsus var olduğunu ve bir daha tekrarlanmayacağını düşünmeden edemiyordum; benim açımdan bakıldığında o kadın tıpkı ölmüş gibiydi. Birisi içeriden çağırmış olsaydı ya da tren azıcık gecikmiş olsaydı o kadın yaşamımda hiç yer almayacaktı. (s.110)

Martin Casariego’nun Tünel için yazdığı öndeyiş [oku]
Rasim Özdenören’in Aşk ve Delik yazısı [oku]
M. Salih Polat'ın Tünel için yazdığı kitap eleştirisi [oku]

Tünel’in ilk üç bölümü [oku]

TÜNEL
Ernesto Sabato
Türkçesi: Pınar Savaş
Ayrıntı Yayınları

Acı Çikolata


Rivayet olunur ki: Hızır aleyhisselam Allah Dostlarından birinin evini ziyarete gider ve bu ziyareti esnasında kendisine yemek ikram edilir. Hızır aleyhisselam yemeği yemekten kaçınınca Allah Dostu yemeğin helal lokmalardan mürekkep olduğunu söyler. Hızır aleyhisselam da yemeğin helal olduğunu bildiğini fakat yemeğin öfke ve gafletle pişirildiğini ve bu yüzden yemeğe yanaşmadığını, söyler.

* * *

Annemden pasta, börek ve yemek tarifi aldıkları halde annem gibi güzel yapamadıklarını söyleyen teyzelere “Bizim hanımın elinin kiri”, der babam, “kaliteli de ondan” (Yani, bu kibar ve esprili bir şekilde: Bizim hanım yaptığı yemeklere ilgi ve muhabbetini katıyor, manasına geliyordu)

Demek ki bir yemek hangi “hâl” üzere pişiriliyorsa “o hâl” üzere bir lezzet alıyor. Ayrıca insanın hal, hareket ve davranışlarında da “o hâl” üzere etki bırakıyor.

Acı Çikolata da bu bağlamda bir kitap. Ana konusunun yanında, yemek pişirirkenki ruh halinin o yemeği yiyen insanlardaki nasıl etki bıraktığına dair örnekler dolu. Laura Esquivel’in sade ve akıcı dilinden..

Kitabın girişinden birkaç sayfa [oku]

ACI ÇİKOLATA
Laura Esquivel
Türkçesi: Mükerrem Akdeniz
Can Yayınları

Suskunlar

Hayat denilen şu kısacık yolculukta, ama canlı ama cansız, ama güzel ama çirkin, ama dost ama düşman, kendilerine refakat eden her şeyi sevip koruyan bu ehl-i insaf dervişler, fırlatıldığında bir insanın kafasını dağıtacak bir taşı bile incitmek istemezlerdi. Çünkü biiznillah dile gelse, sonsuz bir masalı anlatacak o taş, Allah'ın sırdaşı, dolayısıyla kendilerinin can dostu idi. Kâinâtın âhengini bozmaktan, yaratılan her şeye zarar ve zevâl vermekten çekinen bu efendilerin zikir çektikleri mekan o kadar ferah ve dingindi ki, zincire vurulmuş en saldırgan deliler ve zincirlerinden boşanmış en amansız fırtınalar bile, böylesi bir yerde huzur bulurdu. [s. 121]

'Göz'ün vazifesi sadece 'görmek' değil, Hakikat'i görmektir. Hakikat'i gören bir göz, artık başka bir şeyi göremez. Çünkü o artık, başka bir vazifeyle mükellef değildir ve başka bir gayesi de yoktur. [s. 165]

* * *

Suskunlar gerçekten de bir cümle ya da paragrafla anlatılabilecek bir kitap değil. Alıntılanmaya değer olan aslında kitabın bir bütünü... Kitapta ilk dikkati çeken, kitaptaki simgelemeler... Hatta bir simgelemler bütünü desek yeridir, kitap için. Amat'taki kadar olmasa da yine masalımsı bir anlatıma da sahip. Belirli bir eksen üzerinde ilerlediği için de (Mevlevîlik...), Amat'tan daha da çok dikkât çekecektir, kanımca.. Kitabın felsefî dili ve neredeyse bütün cümlelerde gözüken ironik yaklaşım, onu daha da değerli kılıyor. Benim en çok da Eflâtun karakteri dikkatimi celb etti. Çıkmış olduğu yolculukta, Galata Mevlevihânesi'nden kendisini yapılan “Gel” çağrısına uyup Konstantiniye sokaklarını arşınlarken karşılaştığı kişilere “beni siz mi çağırdınız, bir ihtiyacınız mı var?” gibisinden sözler sarf etmesine karşın, o eşhâsın “defol, git!” nevinden cümlelerle kendisine mukabele etmelerini, Mevlevi dergâhına vardığında “..beni siz mi çağırdınız? Bana siz mi “Gel” dediniz?” diye soran Eflâtun'u “Biz insanlara “Gel” diyenleriz. Doğru yere geldin.” diye karşılayan Mevlevî şeyhi, faraza, çarpıcı bir şekilde şöyle dillendiriyor:

Senin buraya gelmenin sebebi sadece bizim “Gel” dememiz değil, ayrıca onların sana git demeleri. Hiç kimseye kötüdür deme. Aslında onlar, bilmeden iyilik eden insanlardır.” (sf. 122)

Oldukça uzun süren, 40(!) sayfalık arayışından sonra Mevlevî dergâhına varmasıyla da, tasavvuftaki “yol” olgusu çok iyi irdelenip simgelenmiş. Eflâtun'un o ilâhi besteyi işitip, hakikati bulunca sağır ve dilsiz olması da elbette ki işin hakikat yanı..

Kitabın girişindeki, Mevlâna Hazretleri'nin “Kulak eğer gerçeği anlarsa gözdür” sözüne konu olan bir başka kişi de Kâhin... Kâhin de Eflâtun gibi “susuyor” kitabın sonunda. O da hakikati anlayanlardan artık. Ne var ki Anar, Mevlâna Hazretlerinin bu sözünü pekiştirmek için, bu iki karakterden birini âmâ diğerini de, sağır ve dilsiz yapıyor... Eflâtun dilsiz ve sağır iken, Kahin bir diğer gözünü de kaybederek kör oluyor.. Bu noktainazardan bakılınca, bir bakıma “kulak eğer gerçeği duyarsa gözdür” lafzı, “göz, eğer gerçeği görürse, kulaktır da...” demeye de gelmiş oluyor..

Ne var ki Mevlâ Hazretlerinin bir sözü ile başlayan kitap, aslında yine onun bir sözü ile bitmiş, üzeri örtük de olsa... Çünkü Mesnevî'nin ilk on sekiz beyti de bildiğimiz üzere “sözün kısa kesilmesi gerektiği” ile bitmekte idi. Anar da, bu bağlamda, “belki de susmak, gerçeği anlatmanın tek yoluydu...” diye bitirmiş, Suskunlar’ı... Elbette ki böylesi enfes bir kitap, en iyi bu şekilde bitebilirdi. Ne kadar ve ne söylense az kalır gibime geliyor Suskunlar için...

Fatih ÇODUR

Suskunların Simge(me)sel Dünyası - Cemal ŞAKAR [oku]
Ayşegül GENÇ'in yazısı [oku]

SUSKUNLAR
İhsan Oktay Anar
İletişim Yayınları

Sevdiğim Kitaplar

  • ÇAVDAR TARLASINDA ÇOCUKLAR - J.D.Salinger
  • KALECİNİN PENALTI ANINDAKİ ENDİŞESİ - Peter Handke
  • KORKUYU BEKLERKEN - Oğuz Atay
  • TÜNEL - Ernesto Sabato
  • BROKLYN ÇILGINLIKLARI- Pual Auster
  • ACI ÇİKOLATA - Laura Esquivel
  • ŞEKER PORTAKALI - Jose Mauro de Vasconcelos
  • KIRMIZI PAZARTESİ - Gabriel Garcia Marquez
  • YÜZYILLIK YALNIZLIK - Gabriel Garcia Marquez
  • PİNHAN - Elif Şafak
  • SIR - Mustafa Kutlu
  • UZUN HİKAYE - Mustafa Kutlu
  • YA TAHAMMÜL YA SEFER - Mustafa Kutlu
  • BEYHUDE ÖMRÜM - Mustafa Kutlu
  • PUSLU KITALAR ATLASI - İhsan Oktay Anar
  • AMAT - İhsan Oktay Anar
  • DÖNÜŞÜM - Franz Kafka
  • DAVA - Franz Kafka
  • YABANCI - Albert Camus
  • VEBA - Albert Camus

Tigri & Lew

​Ormanda kimlik kartları, pasaport kontrolleri ve sınırlar yoktur. Bir ağaç bir kuşa “nerelisin?” diye sormaz, sadece kuşun söylediği şarkıyı dinler. (Tigri & Lew)