Kayıtlar

Kurtuluşun Anahtarı, Ruhların Kandili: Zikir

Resim
Zikir, daima Hakk'ı hatırda tutarak O'ndan gafil olmaktan ve O'nu unutmaktan uzak durmaktır. Daha geniş mânâda tanımlanarak denilmiştir ki zikir, zikredilenle ilintili şeyleri kalple ve dille tekrarlamaktır. Bu, Allah'ın (c.c.) bir ismi, herhangi bir sıfatı, bir hükmü, bir fiili, bunları delilleriyle ispat ederek savunma, O'na bir yakarış, gönderdiği peygamberlerin kıssaları, evliyâların menkıbeleri, sâlih insanların hikâyeleri olabilir. Bunlar üzerine konuşan, arz ve semâyı temâşâ edip Allah'ın (c.c.) azameti üzerine tefekkür eden, O'nun emirlerine uyup, yasaklarından sakınan zâkir sayılır. (s. 11) "O'na olan tâzimini, övgünü, rızânı, mağfiretini artır" şeklinde Peygamber Efendimiz'e (s.a.s) salavat getirmek de bir çeşit zikirdir. Salavat gibi dua mahiyetindeki zikirler, zikre yeni başlayan kimsenin kalbine belli lafızlarla yapılan zikirlerden daha fazla etki eder. Zira dua eden kişi, Rabb'ine daha bir yakınlık duyar. Bazı zikir çeşitl...

Kitap Limanı kanalı hk

Resim
Kıymetli dostlar, WhatsApp kanalına dilerseniz  buradan  dahil olabilirsiniz. msaliheroglu

N’etti Bu Yunus N’etti

Resim
Yunus Emre'ye ebediyen tanınmış bir şair olacağı müjdesi verilmemiştir. O devirde matbaa yoktur. Şiirlerinin yüzyıl sonraya kalacağından bile emin değildir.  Yunus Emre ne Bizans, ne Fransız ne Moğol, ne Memlük kültür merkezlerinden bir iltifat veya “sponsorluk” beklemez. Yunus Emre'nin yanında, korumaları yoktur. Son model arabası yoktur, duvarları yüksek villası yoktur. Yanında gariban kılıklı dervişler vardır. Ne güzel konuşuyorsun “canımcım şeyhim” diyen mistik güzeller yoktur.  Bütün şiirlerini, ona inancı söyletmiştir.  Kendi devrinde yaşayan Mevlana’yı kıskanmaz. Mevlana’nın değerini bilir: Onun görklü (güzel) nazarı gönlümüz aynasıdır, der.  Selçuklu televizyonunu veya Daily Moğol News muhabirini arayarak, Mevlana'dan daha medyatik olmaya çalışmaz. (s. 11) Her kim bana ağyar ise,  Hak Tanrı yâr olsun ona  Her nereye varır ise,  Bağ ü bahar olsun ona (Her kim benim rakibim ise, ona Tanrı yâr olsun. Nereye varırsa orası ona bahar olsun.) (s. 21) ...

Prenses Kaguya Masalı

Resim
Kitabın sunuş kısmından: Bu kitap, dünyaya nasıl geldiğini hatırlayamasa da dünyadan nasıl ayrılması gerektiğini çok iyi bilen bir genç kızın, Prenses Kaguya'nın hikayesin) anlatmaktadır. Her ne kadar masal dense de kimilerince Japonya'nın Heian dönemini (794 - 1185) eleştiren siyasi bir metin, kimilerince en eski bilim-kurgu eseri, kimilerince romantik bir hikaye yahut genç bir kızın ailesinden aynlışının trajik öyküsüdür. Belki çok daha önemlisi, Doğu Asya mitlerinin Japonya'da nasıl karşılandığını gösteren tarihî bir belgedir.  Taketori Monogatari, Japonya'nın en eski anlatısı kabul edilir. 871-881 yıllarında, Japon aristokrat toplumunda yazılmıştır. 2013 yılında Stüdyo Ghibti'nin, kitabı Prenses Kaguya Masalı adı altında anime filme uyarlamasının ardından eser daha da ün kazanmış ve geçmişten günümüze değin pek çok Japon sanatçıya ilham vermiştir. Taketori Honogatari'nın yazarı bilinmemektedir. Bir varsayıma göre yazar, sarayda görevli bir aristokrattır ve e...

Menon

Resim
Önsözden: Tıpkı Gorgias, Kratylos, Küçük Hippias, Büyük Hippias, Meneksenos gibi Platon'un geçiş dönemi diyaloglarından olan Menon, filozofun bilgi hakkındaki pozitif öğretisini ortaya koyar. Diogenes Laertios, bu diyalogu sınama diyalogları arasında anar. Platon'un daha sonra Phaidon diyaloğunda da ele alacağı önemli üç tezine bu diyalogda ilk kez rastlarız. Bunlardan birincisi, ruhun ölümsüzlüğü ve tanrısallığı, ikincisi  idealar dünyasının varlığı ve yalnızca akılla anlaşılabilir gerçek varlıklar olan idealar, üçüncüsü de bilginin doğası itibarıyla ruhta saklı bulunan şeylerin hatırlanması kuramıdır. Menon diyalogu, Platon'un diğer diyaloglarından farklı olarak, olayın nerede ve kimler arasında geçtiğini sahnelemeden hemen Sokrates'in soru sormasıyla başlar. ilk önce erdemin öğretilip öğretilemeyeceği tartışılır ancak tartışma çok geçmeden bilginin ne olduğuna dair bu araştırmaya dönüşür. Ayrıca Sokrates, geometri bilmeyen bir çocuğa hiçbir şey öğretmeden yalnızca on...

Theaitetos

Resim
Bu denli keskin zekalı, becerikli ve hafızası kuvvetli kişiler çoğunlukla çabuk öfkelenmeye hazır, gelgit akıllı ve safrasız gemiler gibi dengesiz olurlar; yiğit değil de çılgındırlar. Buna karşılık ağırbaşlı olanlar, iş öğrenmeye geldiğinde yavaş ve unutkandırlar. Fakat bu delikanlı gürültüsüz akan bir zeytinyağı ırmağı gibi, öğrenmek ve araştırmak konusunda alabildiğine yumuşak başlı; meseleleri kolayca, hiç tökezlemeden ve kalıcı bir şekilde kavrıyor. İnsan bu yaştaki böyle bir yeteneğe elbette hayranlık duyar. (s. 19) İçinden çıkamadığım ve tek başıma yeterince kavrayamadığım şey işte bu: Bilginin tam olarak neye karşılık geldiği. (s. 22) Doğum sancıları çekiyorsun, sevgili Theaitetos. Çünkü boş değilsin, gebesin. (s. 27) Benim sanatıma pek çok şey ebelerin sanatından miras kalmışsa bile, onlardan ayrı olduğum bir başka nokta da benim ebeliğimin kadınlardan değil erkeklerde; ve onların bedenlerinden değil, ruhlarından doğanı araştırmak olmasıdır. Bizim sanatımızın en yüce tarafı, d...