Kayıtlar

Dünya Klasikleri etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Okumayı Seven Mühendisin Kitap Listesi

Resim
Dostlar teveccüh gösterdiler. Bir kitap listesi hazırlamamı talep ettiler.. Okuyup beğendiğim kitaplara ait bir liste çıkardım. Tercüme eserlerde ya da yayın evinin önemli olduğu baskılarda yanlarına özellikle belirttim. Altını çizip buraya aktarabildiklerimin üzerine ayrıca bağlantı da ekledim. İstifadeye medar olması dileklerimle.. (Soldaki resim kızıma ait. Bir elimde çay bir elimde kitap var. Kedimiz Karadut ve kızım 😊) İrfan Kitaplığı ve Şark Klasikleri İslam Tarihi , Asım Köksal Hayatü's Sahabe Muhtasarı , Muhammed Yusuf Kandehlevi Çöle İnen Nur , Necip Fazıl Kısakürek Bir Bedevinin Günlüğü , Şaban Öz Çölde Biten Rahmet Ağacı , Safiye Erol Dalaletten Hidayete , İmam Gazali Hidayet Rehberi , İmam Gazali Ey Oğul , İmam Gazali Muhaddis , Sezai Engin Râvi , Muhammed Enes Topgül Buhari'de Namaz , Murat Kaya İslam'ın Beş Şartının Hikmetleri , Liu Zhi Kalbin Simyası , Hamza Yusuf Genç Müslümana Öğütler , Muhyiddin İbn Arabi Mevlana Üzerine Konuşmalar , Mahmud Erol ...

Ezilmiş ve Aşağılanmışlar

Resim
Sabahtan beri dolaşmıştım ama istediğim gibi bir yer bulamamıştıın. Tek oda bile olsa, ayrı bir daire olsun istiyordum. Sonra, geniş -elbette kirası da az- olmaydı. Dar yerde kişinin düşüncelerinin de daraldığını anlamıştım. Yazacağım öyküleri düşünürken odanın içinde bir aşağı bir yukarı dolaşmayı severim. Sırası gelmişken söyleyeyim: Öykülerimi yazmaktan çok, onlar üzerinde düşünmek, hayal kurmak hoşuma gitmiştir her zaman. Doğrusu, tembelliğimden değildir bu. Peki ama nedendir öyleyse? (s. 9) Coşkun umutlarla, hayallerle, çalışma tutkusuyla geçirdiğim uzun geceler mutluydum... yakınlarımmış gibi benimsediğim, gerçekten ayırt edilemeyen yarattığım kişilerle, hayallerimle geçirdiğim geceler... Kahramanlarımla güler, gene onlarla acı çekerdim. Zavallılar ağlarken benim de gözyaşı döktüğüm olurdu... (s. 31) Bir oturuşta okudum onlara romanımı. Çaydan hemen sonra başlamıştık, kalktığımızda saat gecenin ikisiydi. İhtiyar başta biraz ekşitmişti yüzünü. Yüce, belki kendisinin bile anl...

İvan İlyiç'in Ölümü

Resim
İvan İlyiç orada toplanmış hukukçuların arkadaşıydı, hepsi de severdi onu. Birkaç haftadır hasta olan İvan İlyiç'in hastalığının onulmaz olduğu söyleniyordu. Koltuğunu henüz boşaltmamıştı, ama ölmesi durumunda yerine Alekseyev'in, Alekseyev'den boşalacak koltuğa ise Vinnikov'un ya da Ştabel'in atanmaları söz konusuydu. Dolayısıyla İvan İlyiç’in öldüğünü duyduklarında odada toplanmış bayların hepsinin aklına, bu ölümün mahkeme üyesi olarak kendilerinin ya da tanıdıklarının yükselmeleri ya da yer değiştirmeleri açısından nasıl bir etkide bulunabileceği geldi. (s. 1-2) Bu ölüm, geride kalanlarda bir yandan memuriyetle ilgili olası yükselme, yer değiştirme hesaplarına yol açarken, bir yandan da ölenin yakın bir dost olduğu durumlarda hemen hep olduğu gibi "ölen ben değilim, o" duygusundan kaynaklanan bir sevinç de yaratmıştı. "Ben ölmedim, o öldü" düşüncesi geride kalan herkesin içinden geçti, İvan İlyiç’in dostları denen yakın tanıdıklar çevre...

İnsancıklar

Resim
Bu sabah bir tarla kuşu gibi şen kalktım. Ne güzel bir sabahtı sevgilim! Penceremiz açılmıştı; güneş pırıl pırıldı; kuşlar cıvıldaşıyordu; hava bahar kokularıyla doluydu ve tüm doğa yaşama dönüyor gibi görünüyordu; her ne varsa doğayla uyum içindeydi ve bahara ayak uydurmak için yerli yerindeydi herşey. (s. 9) Sonra düşündüm ki Varinka, endişe ve korku içinde yaşayan biz insanlar, kuşlarla benzer mahlukatın kaygısız ve masum mutluluğunu kıskanmalıyız. (s. 10) Hatıralar mutluluk verici ama hatırlamak kederlendiriyor. (s. 19) Bir sürü kitabı vardı, pek ender bulunan pahalı kitaplardı bunlar. Para karşılğında başkalarına da ders verirdi, cebi para görür görmez de hemen gidip kitaba yatırırdı. (s. 40) O an, kitapların ağırlığından neredeyse kırılacak hale gelmiş uzun raflara kıskançlıkla baktım. Öfke, sıkıntı ve taşkınlığa yenik düşerek kitaplarının tümünü en kısa zamanda okuma arzusuna kapıldım. (s. 47) Ağırlaşan, hastalanan, yorulup kederle dolan kalp, hatıralarla...

Kumarbaz

Resim
İşte ideal dedikleri budur, kurbanın ölüme götürülürken bile sevinmesi (s. 31) Des Grieux bütün Fransızlar gibiydi, yani gerektiğinde, çıkarı da olduğu zamanlarda nazik ve neşeli, ama nazik ve neşeli olma zorunluluğu olmayınca da inanılmayacak kadar sıkicı. Bir Fransız nadiren doğal olarak nazik davranır; onun nezaketi genellikle hesaplıdır ve bir hile içindir. Mesela romantik, özgün, gösterişli görünme ihtiyacı duyarsa, kendisini hemen en basmakalıp, en bayağı fikirlerle ifade etmeye başlar. Bir Fransız doğal hâliyle en kaba, en bayağı, en önemsiz özellikler yığınıdır, yani dünyanın en sıkıcı yaratığıdır. Sadece acemiler, özellikle de Rus kadınları Fransızların büyüsüne kapılabilir. Makul her insan bu hesaplanmış, bayat salon nezaketinin, serbestliğin ve neşenin katlanılmazlığını hemen fark eder. (s. 53-54) Bazen en çılgın, en imkânsız görünen fikir kafanızda öyle kuvvetli bir yer edinir ki, öyle veya böyle gerçekleşeceğini zannedersiniz... Dahası bu düşünce şiddetli, güçlü bir ...

Ölü Evinden Anılar

Resim
Parmaklıklardan her bakışınızda, hep aynı surları, aynı nöbetçileri ve aynı gökyüzü parçasını seyrederek yılların geçeceğini düşünürdünüz. Her defasında da onun hapishane üzerindeki değil de, başka yerlerdeki uzak ve özgür bir gökyüzü olduğunu düşlerdiniz. (s. 17) Hapishane, dışarıdan çok farklıydı ve bu dünya bize aitti. Kendimize göre kurallarımız, giysilerimiz, davranışlarımız, geleneklerimiz vardı. Burası, dünyada bir eşini daha göremeyeceğiniz hayatların sürdürüldüğü, adeta yaşayan ölülerin bulunduğu bir evdi. Burada, çok özel insanlar vardı. İşte size anlatmaya koyulduğum da hapishanenin bu özel tarafıdır. (s. 18) İnsanoğlu öyle bir varlıktır ki, zamanla hayatta her şeye alışır ve bu, onun en iyi tanımıdır. (s. 20) Bir dakika bile yalnız kalmaya fırsat bulamamanın ne kadar berbat ve ıztırap verici bir durum olduğunu size asla tarif edemem. (s. 22) Burası, ruhların karanlık gecelerde hayat bulduğu bir cehennemdi sanki. (s. 25) Birbirlerine öyle müthiş bir ustalıkla söv...

Savaş Uçuşu

Resim
Haylaz bir öğrenciyim... Şu güneşin tadına varmaktan da, yazı masasının tebeşirin, kara tahtanin çocuksu kokusunu içime çekmekten de zevk duyuyorum. İyice korunmuş bu çocukluğa öyle bir sevinçle dalıyorum ki! Evet, biliyorum: Önce çocukluk vardır, kolej ve arkadaşlar, sonra gün gelir ki sınava girilir. Bir diploma alınir. Gün gelir ki, yüreği üzüntüyle daralarak büyük bir kapıdan dışarı çıkar insan, o anda adam olmuştur birdenbire. Attığı adım daha ağır basar toprağa. Hayattaki yoluna girmiştir artık. Yolun ilk adımlarını atar. Silahlarını gerçek düşmanlara karşı kullanacaktır. Cetvel, gönye, pergel dünyayı kurmaya yarayacaktır artık, ya da düşmanları alt etmeye. Oyun moyun kalmamıştır! (s.5) Yazın rahatlığıyla ölüm arasında ne gibi bir çelişki olabilir, ortalığı saran tatlı hava bizimle alay eder gibi değil. Ama şöyle bir düşünce geliyor ak lıma: "Bozulup gidiyor bu yaz. Durakalmış bir yaz bu..." Bırakılmış biçerdöverler gördüm. Bırakılmış orak makineleri. Yol hendekleri...

Hacı Murat

Resim
Her ikisinin bakışlarında da, sözcüklerle anlatılmayan derin anlamlar vardi. Sessizce gerçeği anlatıştı bu. Vorontzov'un bakışlarından, Hacı Murat'a inanmadığı, yalnızca zorunlu olduğundan boyun eğdiği, onun Rus olan her seye düşman olduğunu da bildiği okunuyordu. Tüm bunları anlayan Hacı Murat'sa bağlılığını anlatmaya devam ediyordu. (s.59) Ön sıraya oturdu ve birinci perdeyi küçük bir şaşkı bile göstermeden, doğulu Müslümanlara özgü bir ağırbaşlılıkla izledi. (s.61) Konuşanın sözünü kesmezdi hiç, hatta konuşması bittikten sonra bile başka bir söyleyeceği vardır belki diye beklerdi bir süre (s.63) Çevresindekilerin, tümüyle gerçek dışı pohpohlamaları onu, o duruma getirmişti ki, söz ve davranışlarındaki çelişkileri göremez, gerçeğe, mantığa, hatta sadece sağduyuya aykırı davrandığını anlayamaz olmuştu. Verdiği emirlerin ne denli anlamsız, haksız, çelişkili olursa olsun, kendisi verdiği için, anlamlı, doğru ve uygun olduğuna inanmıştı. (s.91) Katolikler için ver...

Sivastopol

Resim
Fakat diplomatların çözmekten aciz kaldığı anlaşmazlığın barut ve insan kanıyla çözülmesinin daha da imkansız olduğu ortaya çıkıyor. Vaktiyle aklıma garip bir düşünce gelirdi: ne olurdu sanki, savaşan taraflardan birisi, diğerine, saflarından birer askere izin vermeyi teklif etseydi? Bu tuhaf bir şey gibi gözüküyor, ama niye denenmesindi ki? Sonra her iki taraftan da birer askere daha gitmeleri söylenebilirdi, derken bunu bir üçüncüsü, dördüncüsü, vd. takip ederdi, tâ ki her orduda yalnızca bir asker kalana dek (bunu yaparken daima iki ordunun da eşit güçte olduğunu ve niteliğin yerini nicelikle değiştirmenin mümkün bulunduğunu farzediyoruz). Sonunda, eğer, akıllı yaratıkların akıllı temsilcileri arasında ortaya çıkan bu cidden karmaşık anlaşmazlığın hâlâ savaş yoluyla çözülmesi gerektiği düşü nülüyorsa, ‘bırakalım kavga bu iki asker arasında yapılsın' derdik: pekala bunlardan biri şehri kuşatıp diğeri de onu savunabilirdi. Bu argüman bir paradokstan başka bir şey değilmiş b...

İlk Aşk

Resim
Ah gençlik! Hiç bir şey umursadığın yok senin. Sanki dünya nimetlerinden faydalanman sona ermeyecekmiş gibi.. Kedere, acılara aldırdığın yok; onlarda bile hoş bir yön bulursun. "Ben yaşıyorum ya!.." diye böbürlenirsin. Çünkü günlerin nasıl yıldırım hıziyle ardı ardından koştuğunun farkında değilsin şimdilik. Senin güzelliğinin sırrı belki de herşeyi yapabilmenin gücünde değil, bunun imkânına inanmandadır. [s.73-74] İLK AŞK İvan Turgenyev Türkçesi: Nihal Yalaza Taluy Varlık Yayınevi

İdeal Öğretmen

Resim
1880'li yıllarda Moskova Üniversitesi´nin bütün profesörleri, öğrencileri ve Moskova´nın aydınlar grubu, büyük bir şaşkınlık yaşıyorlardı. Çünkü tanık oldukları şey, o güne kadar görülmemiş bir şeydi... Üniversitenin en genç Matematik Profesörü S. A. Raçinski, Üniversitedeki kürsüsünden istifa edip ayrılmış, Rusya´nın Smolenska Eyaleti´nin Tatevo Köyü´nde öğretmenliğe atanması için, Eğitim Bakanlığı´na bir dilekçe vermişti. Bilim dünyası onunla övünürken ve bir çok Matematik bilgini ondan önemli buluşlar beklerken, bu genç profesör, kendi arzusu ile üniversitedeki eğitim ve öğretim çalışmalarına son veriyordu. Herkes, "Ama neden?" diye büyük bir merak ile soruyordu. Raçinski ise, bu sorulara tek bir cevap veriyordu: "Bir köyde, sıradan bir köy öğretmeni olmak için!.." (Arka Kapak) "Fakat, eğitim görmemiş, aydınlatılmamış ve yetiştirilmemiş olan milyonlarca insanı, bundan sorumlu tutmak doğru mudur? Hiç şüphesiz bu bir millet için en büyük felakettir. ...

Beyaz Geceler

Resim
Bu paragrafı defalarca okudum/okuyorum. Harika bir anlatım. Beni mest ediyor.. Değerli okuyucum, o gece öylesine güzeldi ki, böylesini sadece gençliğimizde görebiliriz! Gökyüzünün aydınlığına, yıldızların ışıltısına bakıp da, "Böyle bir göğün altında insan nasıl olur da öfkelenir, hırçınlaşabilir?" diye düşünürsünüz. Ama bu düşünce de yalnızca gençler içindir, değerli okuyucum, hem de çok gençler için. Umarım, sizin de gönlünüz uzun süre genç kalır. [s.9] BEYAZ GECELER Dostoyevski Türkçesi: Samed Karagöz Şûle Yayınları

İhtiyar Balıkçı

Resim
Hangi yaz tatilindeydi hatırlamıyorum.. Sami, dayım ve ben Konya’daki Rampalı Çarşı’ya gitmiştik. Çoğunlukla kitapçıların olduğu ve ikinci el kitap piyasasının döndüğü bir yer… Her neyse, işte o zaman, dayımın bir öğrencisinden Allahu alem tanesi 100 veya 300 bin liradan (şimdiki yeni kuruş) bir sürü ikinci el dünya klasiği almıştık. Asıl temas etmek istediğim konu bu değil fakat yeri gelmişken söylemeden edemeyeceğim. Malumunuz kitaplar çok pahalı: Yeni bir kitabı almak istediğinizde elinizi cebinize uzattığınız zaman eliniz de bu yüzden yanmıyor mu zaten? Eğer dünya klasiklerini okumayı seven biriyseniz acizane birkaç tavsiyem var.. Evvela dünya klasiklerinin ikinci elleri maddi açıdan tercihe şayan. Tamam, göz estetiğinizi biraz bozabilir ama Varlık Yayınlarının ve Altınkitap (yayınevinin adı buydu umarım) bu konuda bayağı iyi. Özellikle Varlık’ın ikinci el klasik çevirileri bence güzel. İlla yeni kitap almak istiyorum diyorsanız da Milli Eğitim Bakanlığının ve Şûle Yayı...