Dinle Neyden (Mesnevi Sohbetleri)

 Bir kişinin öğretmeni Allah olursa, o kişi cahil kalabilir mi? Bakara Süresi'nde Rabbimiz bu gerçeği iki kelimeyle özetlemiş: "İttekullah ve yuallimü kümullah" Allah'tan ittika edene (yani O'nun rızasını kaybetmekten korkana) Allah, her şeyi öğretir. Evet, bilme, olma ile biter. Ama, dinlemeyle başlar. Ve her hayırlı başlangıç Besmele'yledir. "B" ile... (s. 13)


Yetiştiği kamışlıktan kesilerek ayrılmış, vücudunda ateş veya bıçakla delikler açılmış, altına ve üstüne, yani başına başpare ve ayağına parazvana takılmış; hatta boğumları arasına teller sarılmış, madenî halkalar geçirilmiş, kupkuru, sapsarı bir hale gelmiş, içi boş bir kamış parçası ney. İçindeki boşluk neyzenin nefesiyle dolar. Kendi başına sesi, sadası çıkmaz. Ancak neyzenin "Hu" sadası ile içi doluyor ve o zaman içindeki hava yakıcı bir ateş haline geliyor. (s. 28)


Ney, dokuz boğumlu kamıştan yapılır. İnsanın da ana rahmindeki hayatı dokuz aydır. (s. 29)


Bir sazlıktan kesilen kamış, türlü terbiyelerden geçtikten sonra ney olur ve neyzenin dudağı, nefesi ve parmaklarıyla ses verir hale gelir. İnsanın da ses verecek hale gelebilmesi için nice terbiyelerden geçmesi gerekir. İnsanın sembolü olan yüzünde yedi delik vardır. İki göz, iki kulak, iki burun, bir ağız. Ney de yedi deliklidir. Bunlardan biri altta, altısı üsttedir. Ney üfleme tekniğinde, üstteki altı delik devamlı olarak parmakla açılıp kapatılarak nağme icra edilir. Alttaki tek delik çok seyrek olarak açılır, işte insan da öyle olmalı; iki gözünü (hatta biri baş gözü, biri kalp gözü), iki kulağını (Hak sözü duymak için) ve iki burun deligini ("Ez sohbet-i dervişan, buy-i Muhammed amed. -Dervişlerin sohbetinden Muhammed (s.a.v.) kokusu gelir." kuraIınca, o kokuları almak için) açmalı. Ama, ağzını neyin alttaki deliği gibi az açmalıdır. (s. 29)


Nasıl ney, neyzenin elindeki bir aletten başka bir şey değilse, insan-ı kamil de Hakk'ın iradesinin tecellî ettiği bir aletten başka bir şey değildir. (s. 30)


İyiliği, güzelliği ve hayrı elde edebilmek pek kolay değildir. Kolay yolu, insân-ı kâmile ulaşabilmektir ama onu nasıl tanıyacağız? Bunun da yolu anlatılmıştır. Bir kimseyi gördüğümüzde, sohbetinde bulunduğumuzda, hatırımıza getirdiğimizde, huzûrunda yer aldığımızda; bu hâller bize Hakk’ı hatırlatıyor, yeniden aklımıza getiriyorsa işte o kimse, insân-ı kâmildir. Tanımak bu kadar kolay, hele o zât hâli ile, bizde kendisine benzemek hevesi uyandırıyorsa teşhisimiz doğru demektir. Artık insana, yâni bize düşen vazîfe, bal arısı gibi çalışmak ve insân-ı kâmil kaynağından iyilikler, güzellikler, hayırlar toplamaktır. (s. 42)


Dinle Neyden (Mesnevi Sohbetleri)

Ö. Tuğrul İnançer

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Râvi

Kibrit-i Ahmer'in Peşinde

Wabi Sabi (Kusurdaki Bilgelik)