Kayıtlar

Mayıs, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Gazze’nin Son Kitapçısı

Resim
  Rachid Benzine’nin çarpıcı romanı Gazze’nin Son Kitapçısı, savaşın ortasında ayakta kalmaya çalışan bir halkın, yıkıntılar arasında kitaplara tutunan yaşlı bir kitapçının ve onunla yolu kesişen bir yabancının hikâyesini anlatıyor. Gerçeği insanın yüzüne çarpan eser, dramatik fotoğraf karelerinin ötesine geçerek okuru Gazze’nin sokaklarına, tozuna, sessizliğine ve direncine götürüyor.  *** Bu kitabı bir Arap olarak değil, yalnızca gerçeğin baş döndürücü etkisiyle sarsılmış bir insan olarak yazıyorum. Fransız ve Faslı olmamın, Filistinli olmamamın, tanıklık etmemiz gereken insanlık durumunun aciliyeti karşısında pek bir önemi yok. Çünkü Nebil’in yaptıkları; her sabah bombalar düşerken kitapçısını açması, evler yıkılırken Shakespeare okuması, bir kitabı satmak yerine hediye etmesi, baş döndürücü bir biçimde radikal bir harekettir. Hayatta kalmanın tek kaygı olması gereken bir dünyada okumaya devam etmek, mutlak bir bağımsızlık ilanıdır. Her şey işgal altınd...

Ayırmaya Değil Birleştirmeye Geldik

Resim
  “Her sözün bir yeri, her meydanın da bir eri vardır,” şeklinde Arapça bir söz var. Söz yerinde güzeldir, yerinde olmayan sözü kullanana deli derler. Âyet-i kerimede, “Evlere kapılarından giriniz,” (Bakara, 189) buyrulur. Bu, Descartes’in  Metodoloji  kitabını yazmasından çok daha evvel inmiş bir âyettir. Allah niye böyle bir âyet indirdi? Zaten eve kapıdan girilmez mi? Bu metodolojik bir âyettir. Her ilmin ve konunun kapısı vardır, o kapıdan bir sürece girilir, o süreç sonucunda istidadın ve kabiliyetin varsa performansına bağlı olarak başarılı olursun veya olmazsın. Tasavvuf, metodik bir ilimdir; kapısı, koridoru, bekleme salonu ve huzura kabul salonu vardır. O süreç izlenir. Her ilmin bir ustasının olması çok doğaldır. Ustasız ilim öğrenilemez. Her çırak, önce kalfa, sonra usta olur. Bugün araba kullanmayı dahi ehliyet kursunda, yanınıza verdikleri direksiyon hocasıyla öğrenirsiniz. Bundan dolayı da hiç kimse, “Arabayla arama niye girdin?” demez. Paşa paşa o dersi ald...

Kintsugi Evi

Resim
  İlk gençlik yıllarımda yaz tatillerini dedem ve anneannemin yanında geçirirdim. Bu süre zarfında benim açımdan en dikkat çekici hususlardan birisi hiç çöp atmıyor olmamızdı. Çünkü anneannem bütün atıkları bir şekilde değerlendiriyor ve hiç çöp çıkmıyordu. Zeytin çekirdekleri bile yemek pişirilen ocağın içine yakıt malzemesi olarak giriyordu.   Evet, gelenek demek #sürdürülebilirlik demek. Kintsugi Evi isimli roman da varlığa ve eşyaya kıymet veren bir geleneği bizlere hatırlatıyor.  Kitaptan altını çizdiğim satırlardan bir kısmı: Kintsugi çok zaman alan bir işti. Parçaları bir kez birleştirmekle olmuyordu, taşan Urushi’yi kazımak ve tekrar doldurmak için iki üç kez uğraşmak gerekiyordu. Dahası Urushi kurumadan, sonraki aşamaya geçilemiyordu. Urushi’nin tamamen kuruması bir ayı bulabiliyordu. Sıcaklık ve nemi ayarlanabilen bir odaya konulursa daha çabuk bitiyordu ama büyükannem bunu doğal koşullarda yapıyordu. Bu yüzden onarımın tamamlanması üç ayı bulabiliyordu. Ayrıca ...