Kayıtlar

Çağdaş Dünya Edebiyatı etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Yüreğinin Götürdüğü Yere Git

Resim
  ​ Sen de seksen yaşına gelirsen, göreceksin ki insan bu yaşta kendini eylül sonunda bir yaprak gibi hissediyor. (s. 15) Akmayan gözyaşları kalpte birikirler, zamanla kabuk tutarlar ve kirecin çamaşır makinesini tıkaması gibi kalbi tıkayıp felç ederler. (s. 16) Sana zaman yitirmenin hiç de kötü bir şey olmadığını hatırlattığım zaman müthiş irkiliyordun. En çok da, hayatın bir koşu değil, hedefi vurmak olduğunu söylediğimde dehşete kapıldın: önemli olan zamandan tasarruf değil, bir hedef bulmaktır. (s. 21) Amerikan Kızılderililerinin şöyle bir deyişi varmış:  "Bir insanı yargılamadan önce gökte üç ay eskiyinceye dek onun mokasenlerinde yürü."  O kadar hoşuma gitti ki, unutmamak için telefonun yanındaki not defterine yazdım.  Dışarıdan bakınca pek çok yaşam yanlış, mantıksız, delice görünebilir. Dışarıda kaldığın sürece insanları ve ilişkilerini yanlış yargılayabilirsin.  Yalnızca içinden, yalnızca gökte üç ay değişene dek onun mokasenleri içinde yürüyerek, dürtü...

Doğu Yolculuğu

Resim
​ Hizmetkâr Leo'ya, sanatçıların yarattığı imgelerin kesinlikle çok canlı olmasına rağmen, ​​ kendilerinin neden bazen yarım insan gibi göründüğünü sordum. Leo bana baktı, soruma şaşırmıştı. Sonra kucağındaki kaniş köpeğini yere bırakıp dedi ki: "Anneler de böyledir. Çocuklarını doğurup onlara sütlerini ve güzelliklerini ve güçlerini verdikten sonra kendileri görünmez olurlar, artık kimse onları arayıp sormaz." "Ne kadar üzücü," dedim, aslında pek de düşünmeden. "Bence, diğer tüm şeylerden daha üzücü değil," dedi Leo, "üzücü belki ama bir yandan da güzel. Yasa böyle gerektiriyor." "Yasa mı?" diye sordum merakla. "Ne yasası, Leo?" "Hizmet yasası. Uzun ömürlü olmak isteyen, hizmet etmek zorundadır. Fakat hükmetmek isteyen uzun ömürlü olmaz." "O zaman neden herkes hükümranlık peşinde?" "Çünkü yasayı bilmiyorlar. Hükmetmek için doğmuş olan çok az kişi vardır ve bunu neşe ...

Okumayı Seven Mühendisin Kitap Listesi

Resim
Dostlar teveccüh gösterdiler. Bir kitap listesi hazırlamamı talep ettiler.. Okuyup beğendiğim kitaplara ait bir liste çıkardım. Tercüme eserlerde ya da yayın evinin önemli olduğu baskılarda yanlarına özellikle belirttim. Altını çizip buraya aktarabildiklerimin üzerine ayrıca bağlantı da ekledim. İstifadeye medar olması dileklerimle.. (Soldaki resim kızıma ait. Bir elimde çay bir elimde kitap var. Kedimiz Karadut ve kızım 😊) İrfan Kitaplığı ve Şark Klasikleri Hz. Muhammed'in Hayatı, Martin Lings Çöle İnen Nur, Necip Fazıl Kısakürek Çölde Biten Rahmet Ağacı , Safiye Erol Mesnevi , Mevlana, Çev: Şefik Can, Ötüken Neşriyat Fihi Ma Fih , Mevlana, Çev: Cemal Aydın, Sufi Kitap Mantıku't Tayr (Kuşların İlahisi) , Feridüddin Attar, Çev: Cemal Aydın, Sufi Kitap Şeyh-i Ekber’in Kaleminden Bir Sûfi’nin Portresi: Zunnûn-i Mısrî , İbn Arabi Hayat Nedir? , Hace Yusuf-i Hemedani Hikem-i Ataiyye (Tasavvufi Hikmetler) ,  Ataullah İskenderi, Çev: Mustafa Kara, Dergah Yayınları ...

Cesur Yeni Dünya

Resim
Aile diye bir kavramın olmadığı (hatta anne-baba kelimelerinin müstehcen kelimeler olarak telakki edildiği), insanların kuluçka merkezlerinde belli toplumsal düzeylere göre "şartlandırılarak üretildiği" bir yer Cesur Yeni Dünya. Bir bilimkurgu roman olan kitabı okumaya başladığınızda biraz kafanız karışabiliyor. Çünkü yazar kurguladığı dünyaya ait çok fazla teknik terim kullanmış. Ama kitabın ilerleyen sayfalarında hikaye sizi içine çekiyor ve kendinizi o dünyanın içinde buluyorsunuz. Hoş, yaşadığımız dünyanın Huxley’in kurgusundan pek farkı da kalmadı sayılır aslında.  Hatta, bundan dolayıdır ki, kitabı bitirdikten sonra karşılaştığım manzara ve durumlardan mütevellit zihnimden hep bu cümle geçip duruyor: Cesur Yeni Dünya Kitaptan ilginç bulduğum satır ve paragrafları aşağıda bulabilirsiniz: “Sadece size genel bir fikir vermek için," diye açıkladı öğrencilere. Çünkü zaten işlerim zekice yapacaklarsa genel bir fikirleri olmak zorundaydı -ancak toplumun iyi ve m...

Mecburiyet

Resim
Bilinen savaş karşıtı eserlerden farklı olarak savaş sırasında evli bir çiftin kaçışının anlatıldığı eserde yazar "özgürlük mü yoksa sorumluluk mu" sorularına cevap arıyor Vicdanının sesini dinleyip savaşa katılmak istemeyen ama vatana karşı kendini mecbur hisseden bir adamın iç dünyasını gözler önüne seriyor, aklından geçenleri anlamamıza çalışarak, hiçbir şekilde abartıya kaçmayarak, idealize etmeyerek. Vatana duyduğu sevgiyle karısına duyduğu sevgi arasında bir seçim yapmak zorunda kalınca sıkışıp kalan Ferdinand nasıl karar verecektir? Savaşa katılmayıp karısının yanında mı kalacaktır, yoksa vatanından gelen çağrıya uyup cepheye mi koşacaktır? Vatanının kendisi üzerindeki gücü onu savaşa çekmeye yetecek midir? Dışardayken kendini kaçak hisseden bir insan ne kadar özgürdür? Vatan hayatından daha mi önemlidir? Güvende olmak, hayatta kalabilmek için her şeylerini arkada bırakıp giden insanlar neler yaşarlar? Cepheye koşan asker başka bir ne yapar? Zweig tüm bu soruların c...

Okul Sıkıntısı

Resim
Okur Dergisi nin 10. sayısı için Daniel Pennac'ın Okul Sıkıntısı kitabı ile ilgili yazdığım denemeyi bu bağlantıdan okuyabilirsiniz. Kitaptan altını çizdiğim satır ve paragrafları aşağıda paylaşıyorum. Kaygılı kaygılı bana bakarak, usulca soruyor: "Ne işle uğraşıyorsun sen?" Geleceğim ona daha en başından o kadar netameli görünmüştü ki, bugünümden hiçbir zaman tam olarak emin olamıyordu. Herhangi bir şey olamayacağımdan onun gözünde ayakta kalabilecek kadar donanımlı değildim. Onun bir türlü dikiş tutturamayan oğluydum. Oysa, öğretmen olarak ilk sınıfıma girdiğim 1969 yılının o Eylül ayından beri paçayı kurtardığımdan da haberdardı. Fakat buna rağmen, takip eden on yıllar boyunca (yani yetişkin insan hayatım boyunca), telefonlarımla, mektuplarımla, ziyaretlerimle, kitaplarımın, gazete makalelerimin yayımlanmasıyla ya da Pivot'nun benden alıntılar yapmasıyla ona ulaşan her "başarı kanıtında" bile için için endişelenmeyi sürdürmüştü. Ne meslek ha...

Şeker Portakalı

Resim
Bu şarkıyı her duyduğumda sebebini çözemediğim bir hüzne kapılırdım. Totoca'nin elimi sertçe çekmesiyle kendime geldim. "N'oldu, Zezé?" "Hiç. Şarkı söylüyordum." “Şarkı mı?" “Evet." “Demek ki kulaklarım sağır olmuş." Acaba insanın içinden de şarkı söyleyebildiğini bilmiyor olabilir miydi? Sesimi çıkarmadım. Bilmiyorsa benden öğrenecek değildi. (s. 15) "Totoca.” "Ne var?" “Aklımız erince, erdiğini hisseder miyiz?" "Ne saçmalıyorsun be?" (s. 15) "Geleceğin parlak, afacan. İsmini boşuna Jose yani Yusuf koymamışlar. Sen güneş olacaksın ve yıldızlar etrafında parıldayacak." (s. 23) Sabahki hüzünlü düdüğü akşamüstü saat beşte daha da fena gelirdi kulağıma. Fabrika bir ejderhaydı; her sabah insanları yutan, akşamlarıysa yorgun insanlar kusan bir ejderha. (s. 62) Bunun üstüne ona iyice sokulup başımı koluna yasladım. "Portuga!" "Hı..." "Ben senin yanı...

Küçük Ağacın Eğitimi

Resim
Okur Dergisinin 8. Sayısında yayımlanan Küçük Ağacın Eğitimi kitabına dair yazımı aşağıda paylaşıyorum: “Ne kadar uzağa gittiğini bilmiyorsan, çok uzaktır. Kimse bana söylememişti. Sanırım Büyükbaba da bilmiyordu.” Yıllar önce buna benzer hisler taşıdığımı hatırlıyorum. Bu durumu “Küçük Ağaç”ın tespit ettiğini görmek hoşuma gitmişti doğrusu. İnsanız, duygularımızın paylaşılmış olması hoşumuza gidiyor. Yazarların tercüman olması daha da memnun ediyor galiba. Evet, hiç bitmeyecekmiş gibi gelen yollar, hiç bitmeyeceğini sandığımız yıllar ve geçip giden ömrümüz... Ömür bahçesindeki en uzun vakit de çocukluk mevsimidir sanırım. Bu hissiyat, bahçenin ne kadar büyük ve uzağa gittiğini bilmeyişimizden olabilir. Ya da hayata dair en çok şey öğrendiğimiz zaman dilimi olduğu içindir. Kim bilir? Gülün rengi ve kokusu ruhu okşar. Lakin dikeni vardır, itiyat gerektirir. Karnın mı acıktı? İşte orada bir parça ekmek ve tuz. İşte orada domates ve salatalık fideleri. Kendine güzel bir ziya...

Hayvan Çiftliği

Resim
Bölümlerin içerikleri: Bölüm 1: Koca Reisin rüyasını anlatmak için tüm çiftlik hayvanlarını toplaması ve insanoğluna karşı birleşmeye çağırması. Bölüm 2: Koca Reisin ölümü. Napoleon, Snowball ve Squealar isimli üç domuzun birleşerek Koca Reisin öğretisini geliştirerek "Animalizm" olarak adlandırması. Öğretinin hayvanlar arasında yaygınlaştırılması ve Beylik Çiftliğinde sahipleri Bay Jones'a karşı devrim yapmaları. Çiftliğe yeni bir isim vermeleri: Hayvan Çiftliği Bölüm 3: Hasadın kaldırılması. Çiftlikteki işlerin düzene konması. Hayvanlara okuma yazma öğretme faaliyetleri. Bölüm 4: Bay Jones'un çevre çiftliklerden adamlarla çiftliğini geri almaya çalışması ve başarısız olması. Hayvanların kazandıkları bu savaşın isminin Ağıl Savaşı olarak adlandırılması. Bölüm 5: Snowball'ın yel değirmeni fikri. Tasarım ve çizim yapması. Yel değirmeni üzerine toplantı yapılması. Tam Snowball'ın fikri kabul edilecekken zorla köpekler tarafından kovalanması. Daha önce yeldeğirm...

Mahrem Macera

Resim
Biliyorsunuz, biz siyah öğrencilerin yazgısı, bir bakıma biraz da posta tatarınınkine benziyor. Evimizden çıkarken, kesinlikle geri dönüp dönemeyeceğimizi kestiremiyoruz. Yolun sonunda kendi maceramıza yeniliyor, tutsak düşüyoruz. Birden anlıyoruz ki, tüm yolculuğumuz boyunca durmaksızın değişmiş ve sonunda bir başkası olmuşuz... Kimi kez de değişim tamamlanmaz, bizi ikircikli bir duruma sokar ve şaşkınlıkla olduğumuz yerde kalakalırız. O zaman yüreğimiz utanç dolu, saklanacak yer ararız!.. MAHREM MACERA  Şeyh Hamidu Kan Özgün Yayıncılık

Sevgili Mathilda

Resim
Toplumsal ütopyalar bu yüzyılın trajik hayal kırıklıkları olmuştur. Temel yanılgı toplumun yapılarını değiştirerek insanın da doğal olarak değiştirilebileceğini düşünmek olmuştur. Oysa ben tam tersinin olması gerektiğini düşünüyorum: Sadece içsel olarak gelişmeyi başarmış insan, sadece bilinçli insan, gidişatın değişmesi için çalışabilir. [s.14] Yaşamın, manzara seyredilen bir teras değil bir yürüyüş olduğunu ve bu yürüyüşün bazı noktalarında yokuş tırmanmak gerektiğinin bilincinde olmak gerekir. [s.59] Sahip olmaya bağlı bir mutluluğunun peşine düşmüş ve bunu elde etmiş bir kişi, yaşamının bir noktasında değişik bir mutluluk olduğunu sezer ve varolma yolu üzerinde ilerlemeye başlar; ama bunun tam tersi asla olmaz, yani varolmanın doluluğunu tatmış bir kimse asla bu doluluğu terkedip sahip olma yolunu seçmez. [s.108] Yaratılmış olan yeryüzü bize, biz de bu yaratılmış değerlere emanet edildik. Bizler uzun bir süre inanılmak istenildiği gibi onun efendisi değiliz, onun konuğuyuz ...

Bin Dokuz Yüz Seksen Dört

Resim
George Orwell’in kült kitabı Bin Dokuz Yüz Seksen Dört, yazarın geleceğe ilişkin bir kâbus senaryosudur. Bireyselliğin yok edildiği, zihnin kontrol altına alındığı, insanların makineleşmiş kitlelere dönüştürüldüğü totaliter bir dünya düzeni, romanda inanılmaz bir hayal gücüyle, en ince ayrıntısına kadar kurgulanmıştır. Geçmişte ve günümüzde dünya sahnesinde tezgâhlanan oyunlar düşünüldüğünde, ütopik olduğu kadar gerçekçi bir romandır Bin Dokuz Yüz Seksen Dört. Güncelliğini hiçbir zaman yitirmeyen bir başyapıttır; yalnızca yarına değil, bugüne de ilişkin bir uyarı çığlığıdır. [Arka Kapak'tan] Tele-ekran ayni anda hem alıcı hem de verici işlevi goruyordu. Fisiltiyla konuşmadigi surece Winston'in çikardigi her ses tele-ekran tarafindan aliniyordu; dahasi, madeni levhanin gorüş alaninda kaldigi surece Winston işitilmekle kalmiyor, gorülebiliyordu da. Hiç kuşkusuz, ne zaman izlendiginizi anlamaniz olanaksizdi. Düşünce Polisi'nin, kime ne zaman ve hangi sistemle baglandiğin...

Saklı Lezzetler

Resim
Yaşamak yazmakla çelişiyormuş gibi görünüyorsa üstesinden nasıl gelinir? Bunu çok düşündüm. Gerçekte hiçbir çelişki olmadığının farkına varıncaya kadar düşündüm. Yaşamın yerini yazın alamaz, yazının yerini de yaşam. Bu çelişkiye ancak biri diğeri uğruna reddedilirse düşülebilir. Hayatı seven, yazını küçümseyemez, yazını seven de hayatı. Okumak aynı zamanda yaşamaktır; okuyarak yaşamak ve yaşamı okumak. Kendini okumayla sınırlandırmak sanatın yaşamsal gücünü , yani yaşantıyı reddetmektir. Çünkü yapıtın hem beslendiği kaynak hem de hedefi olan yaşam, yapıta kadar süren, yapıttan sonra devam eden "öbür ses"tir. Kişisel tarihimizin bazı anlarında bu iki yönden birini ihmal etmişizdir. Ya yazına odaklanarak yaşamı ihmal etmişizdir ya da yaşama kapılarak deneyiyimimizi yazında ifade etmeyi. Bu sonuca vardığımda rahat bir nefes aldım. Doğru açıdan bakıldığında metinler hala yaşamsaldı; yeni bir bakışla ele alınmaya değiyordu [s.9-11] SAKLI LEZZETLER -Mutfağa Felsefi Bir Yaklaş...

Veba

Resim
Sevgisiz bir dünyanın ölü bir dünya gibi olduğunu ve bir an gelip insanın hapishanelerden, çalışmadan ve cesaretten usanıp, bir varlığın yüzünü ve şefkatle aydınlanmış bir yürek dilediğini biliyordu. [s.235] İnsanların tüm mutsuzluğunun açık konuşmamalarından kaynaklandığını anladım. [s.228] Bir kenti tanımanın en bildik yollarından biri de insanların orada nasıl çalıştığına, orada birbirlerini sevdiğine ve nasıl öldüğüne bakmaktır. [s.9] Oran kuşkuları olmayan bir kenttir, yani tümüyle modern bir kent. Buna olarak bizim burada insanların birbirini nasıl sevdiklerini belirtmeye gerek yoktur. Erkekler ve kadınlar aşk edimi denen şeyde çabucak birbilerini yutarlar ya da iki kişilik uzun bir alışkanlık geliştirirler. [...] Heryerde olduğu gibi Oran'da da zamansızlıktan ve düşünmemekten insanlar bilmeden birbirini sevmek zorundadır. [s.10] İnsan alışkanlıklarını edindikten sonra günlerini kolay geçirir. [s.11] Akıl, yürek ve tenle birbirine bağlanan varlıklar, on sözcüklük b...

Dönüşüm

Resim
Gregor Samsa bir sabah bunaltıcı düşlerden uyandığında, kendini yatağında dev bir böceğe dönüşmüş olarak buldu. Zırh gibi sertleşmiş sırtının üstünde yatmaktaydı ve başını biraz kaldırdığında bir kubbe gibi şişmiş, kahvrengi, sertleşen kısımların oluşturduğu yay biçimi çizgilerle parsellere ayrılmış karnını görüyordu; karnının tepesindeki yorgan neredeyse tümüyle yere kaymak üzereydi ve tutunabileceği hiçbir nokta kalmamış gibiydi. Gövdesinin çapıyla karşılaştırıldığında acınası incelikte çok sayıda bacak, gözlerinin önünde çaresizlik içerisinde, parıtılar saçarak sallanıp durmaktaydı. "Ne olmuş bana böyle?" diye düşündü. Gördüğü, düş değildi. Biraz küçük, ama normal, yani içinde insanlar yaşasın diye yapılmış olan odası, ezbere bildiği dört duvarın arasında eskiden nasılsa, şimdi de yine öyleydi. Üstünde paketten çıkarılmış kumaş örneklerinin - Samsa'nın uğraşı pazarlamacılıktı - yayılı olduğu masanın üzerinde, kısa süre önce resimli bir dergiden kesip, altın yaldızl...

Kafka

Resim
Kafka umutsuz biri değil, bir görgü tanığıdır; bir devrimci değil, bir yol göstericidir. Kafka’nın yapıtı onun dünya karşısındaki tavrını dile getirir. Bu yapıt soluk bir kopya olarak da ütopyacı bir muhalefet olarak da görülemez. Ne dünyayı yorumlamak ne de onu değiştirmek gibi bir niyeti vardır. Yalnızca bu dünyanın yetersizliğine ve aşılması gerektiğine parmak basmaktadır. [s.10–11] * * * Bir Köpeğin Araştırmaları ’nın kahramanı “Araştırmalarımda gerçekten tek başıma mıydı?” diye soracaktır. Dava ’nın kahramanı ise “Kendi adıma değil, onların adına konuşuyorum” diyecektir. Çin Seddi ’nin kahramanı da “Büyük kalabalığın sözcüsüyüm ben” diye açıklar. Şato ’nun kadastrocusu, uyandırdığı kuşku ve korkuya rağmen, köy sakinlerinin de onayladıkları ve ümit ettikleri bir talebin sözcüsüdür. Dava ’nın son sayfasında Jozef K’nın öldürüldüğü sahnede, “Aniden parlayan bir ışık” gibi açılan bir pencereden bir adam hükümlüye bir işaret gönderir. Bunun üzerine Kafka şunları söyleyecektir: “Ki...

Karanlıktaki Adam

Resim
O noktada Noriko daha fazla dayanamayıp ağlamaya başlar, gözyaşları sel gibi avuçlarına dökülür – onca zaman sessizce acı çekmiş olan bu genç kadın, iyi biri olduğunu reddeden bu iyi kadın; sadece iyiler kendi iyiliklerinden kuşku duyarlar, onları iyi yapan da budur zaten. Kötüler iyilik yaptıkları zaman bunu bilirler, iyiler ise hiç bilmezler. Ömürlerini başkalarını bağışlayarak tüketirler, ama kendilerini bir türlü bağışlayamazlar. [s.74–75] Betty kalbi kırıldığı için ölmüştü. Kimileri bunu duyunca gülüyor, o da dünyanın gidişatı hakkında hiçbir şey bilmemelerinden. İnsanlar kırık kalp yüzünden ölürler. Bu her gün olur, sonsuza kadar da böyle olmaya devam edecek. [s. 83–84] Karanlıktaki Adam’a dair köşe yazıları: Yazarın Eleştirmenle, Amerika’nın Amerika’yla Savaşı - Zeki Coşkun [ oku ] Düş ile Gerçeğin Varlık Savaşı - Metin Akyüz [ oku ] Savaş, Yuvasına Döner - Erkan Canan [ oku ] Paul Auster'ın Karanlıktaki Adamı - Milliyet Gazetesinden [ oku ] Karanlıktaki Adam - De...