Kayıtlar

Mevlana etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Mesnevi’nin Aydınlığında İnsan, Kültür ve Yönetime Bakış

Resim
  🔸Yönetim sadece süreçleri değil, önce "İnsan"ı anlamaktır.  🔸İnsanı tanımadan yönetmek mümkün mü? 🔸Kadim bilgelik, bugünün modern yönetim anlayışına nasıl ışık tutabilir? Bu soruların izinde, ayda bir gerçekleştirilecek ve ilk aşamada 4 ay sürecek kıymetli bir seriye "Bismillah" diyoruz. "Mesnevi’nin Aydınlığında İnsan, Kültür ve Yönetime Bakış" üst başlığıyla planlanan bu yolculukta; her ay medeniyetimizin temel taşlarından biri merkeze alınarak şu başlıklar işleyeceğiz: 🔹 Mevlana Kitaplığına Yolculuk  🔹 İbn Arabi Kitaplığına Yolculuk  🔹 İmam Gazali Kitaplığına Yolculuk  🔹 Şark Klasikleri Kitaplığına Yolculuk Serinin ilk adımı olarak; "Mevlana Kitaplığına Yolculuk" ile başlanıyor. M. Salih Eroğlu’nun sunumuyla; Mesnevi’nin ışığında kültüre ve yönetime dair yeni pencereler açacak bu özel buluşmada sizleri de aramızda görmek isteriz. Nasip olursa bu Cuma akşamı Taksim’de müsait olan herkesi bekliyoruz. 📅 Tarih: 28 Kasım Cuma  ⏰ Saat: 2...

Mesnevi - İlk 18 Beyit Şerhi

Resim
  İşit Ney’den, nasıl hikaye ediyor; Ayrılıklardan şikayet ediyor.  Şerh: Ney'den kastedilen, irfan sahibi ve akıllı insandır ki onun ağzından her güzel ve anlamlı sözler çıkar.  Beytin ikinci mısrasında “Ney ayrılıklardan şikayet eyler” denmesi kişinin de ruh aleminden ayrılıp dünyada bulunmasından ve kederlere düşmesinden şikayet etmesini ifade eder.  Mesnevî'nin ilk beyti olan bu beyitte Celaleddîn-i Rumî hazretlerinin söze duymak ile ilgili olan "işit" emriyle başlamasının sebebi hem ifade ettikleri Ney’in sesinin duymaya muhtaç, hem de kulağın diğer azalardan daha faziletli olmasındandır. Kulaktan sonra azaların en itibarlısı olan göz bile sadece bazı sınırlı maddi şeyleri görebilir. Kulak ile ise akılla anlaşılabilir manevi sonsuz birçok şey işitilebilir.  Peygamberler de Allah'ın iki cihan saadeti emirlerini tebliğ ederken doğal olarak muhataplarının kulaklarına hitap ederlerdi.  Göz güneşin nuru ve mum ışığı olmayınca göremez, atıl ve bîtab kalır. K...

Mevlevi Adab ve Erkanı

Resim
Agâh ol ; aklını başına al, kendine gel, düşün ve anla, anlamlarına gelir. Uyuyan kimseyi de uyandırırken, bu söz kullanılır, ürkütmemek için yavaşça yatağının yanına gidilir, yastığına hafifçe el ucuyla vurulur, gene yavaşça, «âgâh ol erenler» denir. (s. 5) * * * Mevlevîlikte, her şeye cezbe ve aşkla ulaşıldığı kanaati vardır.  «Aşk olmayınca meşk olmaz» atasözü, Mevlevînin her işinde kılavuzudur. Bu bakımdan " aşkolsun " sözü birçok yerlerde kullanılır: a) Dergâha, yahut birinin evine giden bir Mevlevi, oturunca, ev sahibi, Mevlevi’ye «aşkolsun» der. Mevlevi, buna karşılık, niyâz secdesi eder; yâni oturduğu yerde, yere ellerini koyup yeri öper. b) Su, çay, şerbet gibi ir şey içen kişiye, «aşkolsun» denir.. O da, «eyvallah» sözüyle baş keserek karşılık verir. c) Yem ek yiyene de, ayni söz kullanılır.«Aşkolsun» sözüne karşılık «aşkın cemâl olsun» denmesi, bu söze muhâtap olanın, «cemâlin nûr olsun» demesi, buna karşılık da, «nûrûn alâ nûr olsın» karşılığını alması, Bektaşîlik...

Bir Testi Su

Resim
Esas mevzu, "Şems Mevlana'ya ne verdi? Ne öğretti?" sorularının cevabıdır. Bu da, Şems'in O'na aklın esaretinden kurtulmanın yollarını öğretmesidir. Çünkü aklın hududu muayyendir. Arkası cinnettir. Gönlün hududu ise, sonsuzdur. Teskîn noktası da fena-fillahdır.  Şems, Celaleddîn-i Rümî'ye kendi özünü, sahip olduğu değerleri tanıtarak ayağındaki zincirleri kopardı. Çünkü Mevlana uçmaya hazır bir kartaldı. Şems, O'nun ayağındaki bu bağları çözdü. O'na gönül penceresinden öteleri gösterdi.  Bundan sonra Hazret-i Mevlana, ışık etrafındaki pervaneler gibi Şems'teki tecellînin cazibesine kapılarak yanmaya başladı. (s. 24) Mesnevi Bahçesinden Bir Testi Su Osman Nuri Topbaş

Tasavvufa Giriş

Resim
Hayatın manasını düşünmeden yaşamaya kodlanan modern insanın anlamsızlığı, gayesizliği bazı çıkar çevrelerinin istediği bir müşteri tipini meydana getirdi. Maneviyatı merkeze alan insan, modern-kapitalist tüketim anlayışı çarkının içine âdeta bir çivi sokar. Maneviyat, tüketim çarkına girmeyen bir insan modeli çıkarır ortaya. Hayatın anlamını nesnelerde değil kendisinde arayan insanlardır bunlar. Kendisine asli ve değişmez olanın zevki tattırılmadığı sürece insan, bozulan ve her gün değişen şeylere bağımlılığını arttıran bu çark içerisinde öğütülmeye devam etmektedir. Psikolojik olarak sıkıntıdadır çağdaş insan. "Kalpleri ancak O'nu anmak tatmin eder" yasası durmadan çiğnenmektedir çünkü. Modern insana, sahip olduğu şeyle anlam veriliyor; "Sen, neye sahipsen osun" deniliyor. Oysa geleneksel anlamda kişiyi insan yapan, sahip olduğu bilgilerle ne kadar tekâmül ettiğidir, neyin peşinde olduğudur. Mevlâna "Ne arıyorsan osun sen" der. (s. 10)  Allah’ın isim...

Mevlana Üzerine Konuşmalar

Resim
Mevlana üzerine Birleşmiş Milletler binasının girişinde yazan, "İnsanlık birbirinin azasıdır." cümlesinin bir diğer süfî mütefekkir Sadi'nin, “Benî âdem azay-ı yek-dîgerend” sözünün tercümesi olduğunu orada daimî temsilciliği bulunan kaç Müslüman ülkenin temsilcisi bilmektedir acaba? (s. 19)  Bütün dünyada, Mevlana’nın görüşlerine her geçen gün artan rağbetin arkasında yatan gerçek, aslında insanın kendi gerçeğine olan özlemdir. İdeolojiler ve teknolojik oyuncaklar insana bunu sunamadılar. Aslında ideolojiler, insan hayatının anlamını değiştirmek suretiyle onun hayatından çaldılar. Hayatının anlamını degiştirerek onu yanlış yere yönlendirdiler. Böylece modern insanın sorunlarını, geleneksel insanın sorunlarından daha karmaşık ve varoluşsal hale getirdiler. (s. 20)  Ayet çok enteresandır; “Bu Kur’an, bir gizli kitabın içindedir” (Vakıa 56/78) diyor. O gizli kitap insansa ve Kur'an onun içindeyse eğer insanın Kur’an’Ia hemhal olması çok önemlidir. (s. 32)  Tasavvufta is...

Ben Rüzgarım Sen Ateş

Resim
Anadolu manzaraları Mevlânâ'yı derinden etkiler; şiirlerinde uzun deve kervanlarının ağır yüklerle yürüdüklerini görürüz. Burada insanlara; ilâhî sevgilinin adeta bu develeri burun kancalarından çektiği ve develerin, güdücülerinin sesini duyduklarında yükleriyle birlikte raks ettik leri sembollerle anlatılmak istenir. 10 Burada yırticı köpeklerin koruduğu göçmen Türkmenler'in çadırlarını görürüz. Şeytan da Uluhiyet cadırının önünde böyle bir köpek değil midir, ve insan onun saldırısından ancak, "Allah'a sığınırım" sözüyle kurtulmaz mı?!! Selçuklu emîrlerinin harikulâde yapılmıs yol ağlarının her 30 kilometresine yaptıkları kervansarayların çeşmeleri, ilahi faaliyetin sembolü olarak karşımıza çıkar, ki bu faaliyet görünüşe göre aracı sebeplerden faydalanmaktadır: Adamlar, yollarda, kervansarayların içinde ve havuz kenarlarında ağızlarından havuzlara su akan taştan insan yahut kuş figürleri yontmuşlar. Her akıllı canlı bilir ki su taştan yontulmuş bir kuşun ağzından...

Mevlana Reçetesi

Resim
Melody Moezzi’nin  Mevlana Reçetesi  adlı kitabı, Mevlana Celaleddin Rumi’nin öğretilerinden ilham alarak kişisel gelişim ve içsel huzura yönelik bir yolculuğu anlatmaktadır. Yazar, kendi ruhsal ve zihinsel zorluklarını Rumi’nin hikmetli sözleriyle anlamlandırmaya çalışırken, modern yaşamın karmaşasında manevi bir rehber bulmanın yollarını arar.  Kitap, Rumi’nin eserlerindeki sevgi, hoşgörü, sabır ve içsel dönüşüm mesajlarını günlük hayata uyarlayarak okuyucuya umut ve ilham sunuyor. Moezzi, Rumi’nin şiirlerinin ve öğretilerinin depresyon, kaygı ve izolasyon gibi çağdaş sorunlarla başa çıkmak için nasıl bir şifa kaynağı olabileceğini samimi bir dille paylaşıyor. Aynı zamanda, kültürel farklılıklar ve insanlık ortak paydasına dair derin bir anlayış geliştirmeyi teşvik eder.  Mevlana Reçetesi , hem bireysel hem de evrensel bir anlam arayışı için Rumi’nin öğretilerine başvurmayı önermektedir. Moezzi’nin kişisel hikayeleri, Rumi’nin mesajlarıyla birleşerek okuyucuya doku...

Aşk Bir Davaya Benzer

Resim
Aşk kelimesinin başındaki Arapça "Ayn" harfi ibadet ve kulluğa, "Şın" harfi şükre, "Kaf" harfi de kanaate işaret eder. (Mevlana, Rubailer, 1178) Bazen, kapıya kadar gelinse bile içeri girmek zaman alabilir. Bunu da gayet tabiî karşılayıp, gül bahçesinin etrafında dönüp dolaşmak, dışarı sızan gül kokuları içinde sabır, sükût ve edeble beklemek gerekir. (s. 55) İnsanı sevimli, kutsal ve özel kılan tek şey, ulvi bir makamdan yeryüzünü teșrif eden ruhtur. Beden denilen can elbisesi, yaşadığımız bu fani dünyaya aittir. Ruh ise öteki âlemden geldiği için burada gariptir. Kur'ân hükmünce gariplere yardım etmek, her mümine farzdır. Dolayısıyla ulvi bir âlemden gelerek, bu süfli dünyada garip ve mahzun olan ruhumuza yardım etmek, en asli, manevi görevlerimizden biridir. (s. 70) Aşk Bir Davaya Benzer H. Nur Artıran

Bir Muhammedi Aşık Hz. Mevlana

Resim
Muhabbet; ölçüsü, tartısı, terazisi, kantarı olmayan bambaşka bir gıdâdır. Çünkü muhabbet; sebeb-i hilkat-i alem, yani alemin yaratılış sebebi ve mefhar-i benî Adem, yani bütün Ademoğullarının iftihar kaynağı olan Resûl-i Kibriya’nın (s.a.v.) en çok gösterdiği, yaşadığı, yaşatılmasını istediği unsurdur. Hz. Peygamberi sevmek, O'na hürmet etmek, O'nu baş üstünde tutmak doğru anlaşılamamış; baş üstünde tutalım derken hayatın dışına itilmiştir. Hâlbuki Enfal Sûresi'nin 33. âyetindeki "Ve mâ kânallahu li yuazzibehum ve ente fihim" ifadesinde "ve ente fihim" yani "sen onların içinde olduğun müddetçe" sözü çok önemlidir. "İçinde olmak" demek, sadece toplum hayatında beraber olmak değil; inanın içinde, derûnunda, Peygamberle birlikte yaşaması demektir. Ve elhamdülillah, kıyâmete kadar Peygamber’i içinde yaşatan  insanlar vardır ve var olacaktır. (s. 47) Bazen böyle büyük veliler, ellerinin tersiyle dünyayı arkaya itip iftitah tekbiri aldılar...