Kayıtlar

Ocak, 2005 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Korkuyu Beklerken

Resim
  Eser, yalnız ve toplumla bağ kurmakta zorlanan insanların hikâyelerini anlatır. Kahramanlar korkuları, takıntıları ve iç çatışmalarıyla mücadele eder. Öyküler; yabancılaşma, yalnızlık ve insanın kendisiyle hesaplaşmasını işler. Korkuyu Beklerken Oğuz Atay

Beyhude Ömrüm

Resim
  Bir köylü, kurak bir yerde bahçe kurmak için ömrünü adar. Büyük emeklerle yeşerttiği bahçe, zamanla yalnızlaşmasına engel olamaz.  Eser; emek, toprak, göç ve ömrün geçiciliğini anlatır. Beyhude Ömrüm Mustafa Kutlu

Uzun Hikaye

Resim
  Ali ile Münire’nin aşkı, onları kasabadan kasabaya sürükler. Oğulları, ailesinin hikâyesini ve babasının mücadelesini anlatır.  Eser; aşk, aile, adalet ve özgürlük arayışını işler. Uzun Hikaye Mustafa Kutlu

Yoksulluk İçimizde

Resim
  Süheyla ve Engin, aşk ile dünya nimetleri arasında farklı yollar seçer. Süheyla manevi değerlere yönelirken Engin maddi hayatın peşinden gider.  Eser, asıl yoksulluğun insanın içinde olduğunu anlatır. ***** Talep şan değildir. Razı ol, şan da senin, nam da senin. Varlığını bilinmezlik toprağına göm. Gömülmeyen şey nâbit olmaz. Dünya sûretlerinin bulaştığı ayna nasıl parlar? Huzura girmeden önce tevbe sularında yıkan. Kader, teneffüs ettiğin her nefeste seninle. Eşyadan eşyaya seyahat edip durma. Kendine uzaktan bakmayı öğren. Bir dolap beygirine benziyorsun. Öyle ahmak, öyle hüzün verici. Hicret ve niyetin kimin için? Bir gece yarısı uyandığında yatağından kalk, şöyle yıldızlara bir bak. Düşün!.. Madem ki içinde bulunduğun yer, konuştuğun kimse sana feyz vermiyor; terk etmene mâni olan ne? Ölüme ağlama. Kalbe bak. Hata ve isyan ile pişman, ibadet ve taat ile neşveli değilsen zaten ölüsün. Nefsin karanlık orduları fevç fevç akıyorlar. Zaman ve mekânı dolduran et kokusu. Metin...

Yalnızız

Resim
  Samim, çevresindeki insanların çatışmaları içinde ideal bir hayat arar. Meral ise arzuları ile değerleri arasında savrulur.  Roman, yalnızlık, ahlak ve ruhsal çatışmaları işler. Yalnızız Peyami Safa

Devlet Ana

Resim
  Roman, Osmanlı Devleti’nin kuruluş dönemini anlatır. Osman Bey’in bir uç beyinden güçlü bir lidere dönüşümünü işler.  Eser; devlet, adalet, toplum ve medeniyet anlayışını ele alır. Devlet Ana Kemal Tahir

Osmancık

Resim
  Genç Osmancık, zamanla öfkesini ve benliğini aşarak Osman Gazi’ye dönüşür. Bir ideal uğruna insanları bir araya getirir ve Osmanlı’nın temellerini atar.  Roman, insanın kendini aşmasını ve büyük bir devletin doğuşunu anlatır. Osmancık Tarık Buğra

Küçük Ağa

Resim
  İstanbullu Hoca, Millî Mücadele’ye karşıyken zamanla büyük bir dönüşüm yaşar. Anadolu’daki direnişe katılarak Küçük Ağa’ya dönüşür.  Roman, Millî Mücadele’yi ve Anadolu insanının değişimini anlatır. Küçük Ağa Tarık Buğra

Çalıkuşu

Resim
  Feride, sevdiği Kâmran’ın ihaneti üzerine İstanbul’dan ayrılır. Anadolu’nun farklı yerlerinde öğretmenlik yaparak zorluklarla mücadele eder.  Roman; aşk, yalnızlık, fedakârlık ve idealizm üzerine kuruludur. Çalıkuşu Reşat Nuri Güntekin

Huzur

Resim
  Mümtaz ile Nuran’ın aşkı romanın merkezindedir. İstanbul, geçmiş ile bugün arasındaki çatışmanın aynasıdır.  Roman; aşk, huzursuzluk, kültür ve medeniyet meselelerini işler.

Saatleri Ayarlama Enstitüsü

Resim
  Hayri İrdal, eski ile yeni arasında sıkışmış bir adamdır. Halit Ayarcı ile birlikte Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nü kurar.  Roman, bu kurum üzerinden modernleşmeyi, bürokrasiyi ve toplumdaki çelişkileri hicveder. Ayrıca bkz.  https://kitaplimani.blogspot.com/2024/05/saatleri-ayarlama-enstitusu-bir-tahlil.html

O ve Ben

Resim
  Necip Fazıl, kendi hayatındaki manevi arayışı ve dönüşümü anlatır.  Üstadı Abdülhakîm Arvâsî ile tanışması, hayatının büyük kırılma noktası olur.  Eser, bir insanın benliğinden hakikate yönelişinin hikâyesidir.

İslam'ın Güler Yüzü

Resim
 Eva de Vitray-Meyerovitch, İslam’la tanışmasını ve manevi yolculuğunu anlatır.  İslam’ın sevgi, hoşgörü ve tasavvuf yönünü öne çıkarır. Eser, özellikle Mevlânâ üzerinden İslam’ın iç dünyasını anlatır.

Küçük Şey Yoktur

Resim
19.Yüzyılın büyük İngiliz ressamlarından William Holman Hunt’ın, bir bahçeyi tasvir eden tablosu Londra Kraliyet Akademisi’nde sergileniyordu. Hunt’ın “Kâinatın Işığı” adını verdiği bu tabloda geceleyin elindeki fenerle bahçede duran filozof kılıklı bir adam görülüyordu. Adam, serbest kalan eliyle bir kapıya vuruyor ve içeriden bir cevap bekler gibi görünüyordu.  Tabloyu tetkik eden bir sanat eleştirmeni Hunt’a dönerek: “Güzel bir tablo doğrusu, ama manasını bir türlü kavrayamadım” dedi , “Adamın vurduğu kapı hiç açılmayacak mı? Ona tokmak takmasını unutmuşsunuz da...” Hunt gülümsedi : “Adam alelâde bir kapıya vurmuyor ki...” dedi. “Bu kapı, insan kalbini temsil ediyor. Ancak içeriden açılabildiği için dışarıdan tokmağa ihtiyaç yoktur.” * * * Âriflerden biri, çamurlu kaygan bir yolda, eteklerini toplayarak, dikkatli adımlarla yürüyordu. Fakat bütün çabasına rağmen düştü. Her tarafı çamur olduğu için, artık serbestçe yürümeye başladı. Bir taraftan ağlıyor ve: “İşte, gün...

Müslüman Saati

İstanbul'u yenileştiren ve yerlisini şaşırtan istilâların en gizlisi ve en tesirlisi yabancı saatlerin hayatımıza girişi oldu. "Saat"ten kastımız, zamanı ölçen âlet değil, fakat bizzat zamandır. Eskiden kendimize göre yaşayışımız, düşünüşümüz, giyinişimiz ve kendimize göre, dinden, ırktan ve ananeden hayat alan bir zevkimiz olduğu gibi, bu üslub-ı hayata göre de "saat"lerimiz ve "gün"lerimiz vardı.  Müslüman gününün başlangıcını şafağın parıltıları ve nihayetini akşamın ziyaları tayin eder. Madenden sağlam kapaklar altında mahfuz tutulan eski masum saatlerin yelkovanları yorgun böcek ayakları tarzında, güneşin sema üzerindeki seyriyle az çok münasebetdâr bir hesaba tebaan, minenin rakamları üzerinde yürürler ve sahiplerini, zamandan takrîbî bir sıhhatle, haberdâr ederlerdi. Zaman nâmütenahiy bahçe ve saatler orada açar, gâh sağa gâh sola mâil, güneşe rengârenk çiçeklerdi.  Ecnebi saati iptilasından evvel bu iklimde, iki ucu gecelerin karanlığıyla s...

Posta Kutusundaki Mızıka

Sevgili Dost,   Bir adam kendini darı sanıyormuş. Nerede bir tavuk görse, yiyecek diye nefes nefese kaçıyormuş ondan. Bir adam kendini darı sanıyormuş.  Doktor: "Sen darı değil insansın" demiş yıllarca. Her sabah tavuk kabuslarıyla uyanan adam, bir türlü ikna olmuyormuş insanlığına.   Bir sabah doktor yaklaşmış yanına ümitsizce. "İnsan olduğunu biliyorsun" deyince; adam: "Evet, ben insanım" demiş. Doktorda bir sevinç, bir coşku, bir heyecan... Tedavi sonuç vermiş yıllar sonra tam. "Haydi giy elbiselerini" demiş, çığlıklar atarak. "İşte iyileştin, eminsin darı olmadığından."   Adam hızla giyinip atmış kendini sokağa. Adam gökyüzüne bakmış, sonra toprağa. Adam yürüyüp çıkmış bahçesiden hastanenin.  Daha birkaç adım atmamış ki ne görsün; bir tavuk kendinden emin. Üstüne doğru geliyor, yiyecek. Koşmaya başlamış nefes nefese. Doktor yetiş, yoksa yetişecek!   Doktor telaşla koşmuş hastasına. "Hani insandın?" diye sormuş. "Yoksa...