Kintsugi Evi


 Kintsugi çok zaman alan bir işti. Parçaları bir kez birleştirmekle olmuyordu, taşan Urushi’yi kazımak ve tekrar doldurmak için iki üç kez uğraşmak gerekiyordu. Dahası Urushi kurumadan, sonraki aşamaya geçilemiyordu. Urushi’nin tamamen kuruması bir ayı bulabiliyordu.


Sıcaklık ve nemi ayarlanabilen bir odaya konulursa daha çabuk bitiyordu ama büyükannem bunu doğal koşullarda yapıyordu.


Bu yüzden onarımın tamamlanması üç ayı bulabiliyordu. Ayrıca Urushi tamamen kuruyana kadar alerjik reaksiyon riski taşıdığından dolayı müşteriye son işlemlerden üç ay sonra teslim edilebiliyordu. Yani işi almak ve teslim etmek arasında altı ay gibi bir süre geçiyordu.


Parçalanmış kaplar birleştiriliyor, birleşim yerleri yavaş yavaş güzelleştiriliyor ve sonunda altın ya da gümüş rengiyle tamamlanarak geri gönderiliyordu. Bu süreçte kaplar hep Kintsugi odasında duruyordu.


Son dokunuşlar tamamlandığında eşya şaşırtıcı derecede güzel görünüyordu. Kabın orijinal halini bilmesem de çatlakların kendisi sanki bir desen gibi duruyor ve o kabın yeni bir görüntüsü olduğunu düşünüyordum. (s. 20-21)


Kap tamir edildiği için çok mutlu olacak. (s. 35)


Kintsugi emek ve zaman isteyen bir işti. Maliyetli bir iş olduğu için de genelde yenisini almak daha ucuzdu ama el yapımı seramiklerin çoğu eşsizdi ve bir benzerini bulamazdınız.


Birinden hediye gelen, uzun yıllardır kullandığınız ya da anısı olan bir eşya… Bazen nadir veya pahalı olmasa bile o kapla özel bir bağınız olurdu. Yani büyükannemin odasında bir araya gelen kaplar zaman alsa ve masraflı olsa bile çoğu ne olursa olsun onarılması istenen kaplardı. (s. 37)


Büyükannem kapları onardığında herkes çok mutlu olurdu. Sürekli çatlamış kaplarla yaşamak kalbinizi de yıpratırdı. Değer verdiğiniz kırık bir kap tekrar kullanılabilir olduğunda kırılan eşya yeniden hayat bulmuş gibi hissederdiniz.


Büyükanneme yardım etmek bana insanlara faydalı olduğumu hissettirmişti. Bu bana yaşam enerjisi verdi. Dayımların ölümüyle umudunu yitiren büyükannem bile kapları onarırken kalbini de onarıyormuş gibi görünüyordu. (s. 62)


Geçmişi bir kez daha kucaklayabildim. Bu bir lütuftu diyorum. (s. 70)


“Eşim dedi ki: Sürekli araştırmalarımla ilgilendim ve söylediklerini hiç dinlemedim. Araştırma bir kelebek gibidir. Sürekli düşünüp durursun ve bir gün bir yerden ortaya aniden bir kelebek çıkar. Bu olduğunda her şey durur. Onu yakalamak zorundasın. Yerinde duramazsın. Bütün hayatım kelebek kovalayarak geçti ve sonunda senin için hiçbir şey yapmamış olarak senden önce öleceğim. Üzgünüm.” (s. 78)


“Kapları onarmak harika bir şey…” diye mırıldandı Mao yalnız kaldığımızda.


“Neden?”


“Kaplar her gün kullandığımız eşyalar. Anılarla dolu.”


“Doğru. Gerçekten de onarılması için gönderilen kaplar hep bu tarz kaplar.”


“Bunun sadece onarmak olduğunu sanıyordum ama yeni bir şey yapmak kadar harika bir şeymiş. Hayır, belki de yeni bir şey yapmaktan daha büyük bir sorumluluk. Bu, o kişi için biricik bir kap. Kimie-san’ınki gibi.” (s. 81)


“İçinde bir şeyler birikince acı verici oluyor, değil mi? Evlendiğimde annem böyle zamanlarda kullanmam için büyük beyaz bir torba vermişti. Yalnız kaldığımda torbayı ağzıma dayayıp tüm gücümle bağırmamı söylemişti.”


Kimie-san torbayı ağzına dayıyormuş gibi yaptı.


“Aptal ya da kahretsin gibi herhangi bir şey olur.”


Zarif Kimie-san’ın aptal ve kahretsin gibi şeyler dediğini duyunca elimde olmadan güldüm.


Bu tür şeylerle halledilebilecek bir dert değildi. Duyduğumda böyle düşünmüştüm ama kendimi gerçekten kapana kısılmış ve çaresiz hissettiğimde konuşmamızı hatırladım. Evdeki bir kâğıt torbayı ağzıma dayayıp var gücümle bağırdım.


Kelimeler ardı ardına dökülmeye başladı. Bir süre bağırdıktan sonra nasıl olduysa sakinleşmiştim. Torbaya bağıran görüntüm çok komik geldi ve her şey önemsizleşti. O günden sonra da bu yöntem uzun süre bana çok yardımcı oldu. (s. 89)


Belki de onarmanın kalbime yardımcı olacağını hissetmişti. (s. 95)


Mihara-san’ın anlattıklarına göre Urushi Derneği ağacın üretimini canlandırmak için ağaç dikimi çalışmaları yapıyordu.


Eskiden beri Urushi toplayıcıları Urushi’yi insanların diktiği ağaçlardan topluyordu. Dağlarda kendiliğinden yetişen Urushi ağaçları olsa da bunlar daha önce insanların diktiği ve zamanla yabanileşmiş ağaçlardı. İnsanlar bu ağaçları dikiyor ve özsuyu toplanabilecek hale gelene kadar yetiştiriyordu.


Yeterli kalınlığa ulaşması neredeyse on yıl sürüyordu ve özsuyu bir yaz boyunca toplanıyordu. Yazın başından sonbahara kadar yavaş yavaş çizik atılarak özsuyu alınabiliyordu. Sonbaharın sonunda ise ağaç testereyle kesiliyor, böylece ilkbaharda tekrar filiz veriyordu.


Kesilmezse yaralı ağaç güçsüzleşir ve çürürdü. Yalnızca iyice büyümüş ağaçlardan Urushi toplamak yeterli olmadığı için dikimden kesime kadar bir döngü kurulması gerekiyordu. Urushi ormanını korumak ve yetiştirmek bu anlama geliyordu. (s. 155)


“Dünya ne kadar güzel!” diye düşündüm. Bu dünyaya veda edeceğim günün uzak olmadığını bilsem de böyle nehre bakarken buna inanamıyordum. Nehir sürekli akıp gidecek ve sanki ben de sürekli bu dünyada kalacaktım. (s. 164)


Gökyüzüne bakıp gülümsedim. Gülmek çok güzeldi. Eskiden büyükannemin dediği bir şeyi hatırladım:


“Acı anında bile gülümsersen başını dik tutabilirsin.”


“Haklıymış!” diye onayladım içimden. Gülümsersem büzülmüş kalbimde rüzgâr eserdi. (s. 164-165)


Kintsugi Evi

Sanae Hoshio

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Râvi

Kibrit-i Ahmer'in Peşinde

Bir Bilim Adamının Romanı: Mustafa İnan