Kayıtlar

Altın Öğütler

Resim
Sen kalbini her zaman Allah'ın zikrine alıştırırsan mutlaka kalbin zikrin vereceği nurla nurlanır. O nur kalp gözünün açılmasını sağlar. Çünkü eşyanın keşfi ancak nurla sağlanabilir. * * * Allah'ın kullarına şefkat ve merhametle muamele et. Merhamet ve şefkatini bütün canlılara ve yaratıklara bolca yay  ve şöyle deme: "Bu ottur, cansızdır, faydası yoktur." Evet onların faydası ve bir çok da hayrı vardır. Yaratılmışı, üzerinde bulunduğu hal üzere bırak ve ona, Yaratıcının merhametiyle merhamet et. * * * Allah'ın sana farz kıldığı şeyleri sakın terk etme. Allah onları sana nasıl farz kılmış ise eksiksiz onları öyle yerine getir. Sakın amelinden hiç bir şeyi küçük görme. Zira yarattığı zaman, Allah onu hiç küçük görmemiştir. * * * Gerçekte alemdeki her şeklin ve suretin ruhu vardır. Ama Allah onu bizim gözlerimize gördürmemiştir. Bu nedenle biz “bu canlı değildir” deyip fikir beyan ederiz. Oysa ahirette herşey ayan beyan olacak, dünyadaki h...

Divan

Resim
Tevekkül  Rızkım için tevekkül ettim yaratıcım Allah'a Ve inandım ki Allah şüphesiz Râzık'ımdır. Kaçmaz elimden rızkımsa şayet Derin denizlerin dibinde bile olsa Bende konuşan bir dil olmasa da Büyük Allah getirir onu fazlıyla. Nefis neye yanar yakılır bilmem Mahlukatın rızkını Allah bölüştürmüşken. (s. 48) Şifa Sevgili hastalandığında ziyaretine gittim Üstüne titrediğimden hasta oldum ben Ben hastalandığımda sevgili geldi Onu karşımda görünce şifa buldum hemen. (s. 63) Gerçek Hazine   Ey dünya ve zinetiyle gururlanan Ey imar edene de, imar edilene de Yüklenir zaman Kimin izzeti dünya ve zinetiyse Kısa bir müddet sonra Silinip yok olacak izzeti Bil ki yerin hazineleri altındandır İyilik ve imandan yap sen hazineni. (s. 108) Musibet Musibet ne evin yıkılmasıdır Ne de koyunun telef olmasıdır Andolsun ki Musibet kaybetmektir hür bir adamı Ki onun ölümü Öldürür halkı (s. 114) İlmi Hakedene Ver   İnci mi saçayım, davar...

Şu Masmavi Gökyüzünü Kendi Yurdum Sanmıştım Ben

Yalnızlık Gecenin yalnızlığında hüzünle dolusun neden? Uzak mı kaldın yıldızların sohbetinden? Bu gökyüzünün yüksekliği suskun Yeryüzü uykuda, cihan suskun Bu ay, bu sahra ve dağlar Tabiatı doldurmuş yabani güller Güzel renkli incilerin ne hoş! Ne hoş gözyaşı incilerin! Ey gönül neyi arzuluyorsun daha! Fırsat bil ki O, senin dostun ey gönül [s. 55] Dua   Dua olup dökülür gönlümdeki şu arzu dudaklarımdan Mumunki gibi olsun hayatım ey Rabbim! Uzaklaşsın sayemde karanlık dünyadan Aydınlansın her taraf parıltımla ey Rabbim! Çiçek nasıl süsüyse bağın ve bahçenin Ben de süsü olayım vatanımın ey Rabbim! Yaşamım pervâneninki gibi olsun bir anlık Artsın ilim mumuna olan aşkım ey Rabbim! Fakirleri gözetmek vazifem olsun benim Dertli ve zayıfları sevmek gayem ey Rabbim! Kötülüklerden kurtar beni sen Beni yürüt doğru yolda ey Rabbim! Gençlere Bağışla Gençlere bağışla seher vakti inleyişlerimi O şahin yavrularına kol ve kanat bağışla Ey Allah'ım ârzum şu ki senden Benim basir...

Küçük Şey Yoktur

Resim
19.Yüzyılın büyük İngiliz ressamlarından William Holman Hunt’ın, bir bahçeyi tasvir eden tablosu Londra Kraliyet Akademisi’nde sergileniyordu. Hunt’ın “Kâinatın Işığı” adını verdiği bu tabloda geceleyin elindeki fenerle bahçede duran filozof kılıklı bir adam görülüyordu. Adam, serbest kalan eliyle bir kapıya vuruyor ve içeriden bir cevap bekler gibi görünüyordu.  Tabloyu tetkik eden bir sanat eleştirmeni Hunt’a dönerek: “Güzel bir tablo doğrusu, ama manasını bir türlü kavrayamadım” dedi , “Adamın vurduğu kapı hiç açılmayacak mı? Ona tokmak takmasını unutmuşsunuz da...” Hunt gülümsedi : “Adam alelâde bir kapıya vurmuyor ki...” dedi. “Bu kapı, insan kalbini temsil ediyor. Ancak içeriden açılabildiği için dışarıdan tokmağa ihtiyaç yoktur.” * * * Âriflerden biri, çamurlu kaygan bir yolda, eteklerini toplayarak, dikkatli adımlarla yürüyordu. Fakat bütün çabasına rağmen düştü. Her tarafı çamur olduğu için, artık serbestçe yürümeye başladı. Bir taraftan ağlıyor ve: “İşte, gün...

Müslüman Saati

İstanbul'u yenileştiren ve yerlisini şaşırtan istilâların en gizlisi ve en tesirlisi yabancı saatlerin hayatımıza girişi oldu. "Saat"ten kastımız, zamanı ölçen âlet değil, fakat bizzat zamandır. Eskiden kendimize göre yaşayışımız, düşünüşümüz, giyinişimiz ve kendimize göre, dinden, ırktan ve ananeden hayat alan bir zevkimiz olduğu gibi, bu üslub-ı hayata göre de "saat"lerimiz ve "gün"lerimiz vardı.  Müslüman gününün başlangıcını şafağın parıltıları ve nihayetini akşamın ziyaları tayin eder. Madenden sağlam kapaklar altında mahfuz tutulan eski masum saatlerin yelkovanları yorgun böcek ayakları tarzında, güneşin sema üzerindeki seyriyle az çok münasebetdâr bir hesaba tebaan, minenin rakamları üzerinde yürürler ve sahiplerini, zamandan takrîbî bir sıhhatle, haberdâr ederlerdi. Zaman nâmütenahiy bahçe ve saatler orada açar, gâh sağa gâh sola mâil, güneşe rengârenk çiçeklerdi.  Ecnebi saati iptilasından evvel bu iklimde, iki ucu gecelerin karanlığıyla s...

Posta Kutusundaki Mızıka

Sevgili Dost,   Bir adam kendini darı sanıyormuş. Nerede bir tavuk görse, yiyecek diye nefes nefese kaçıyormuş ondan. Bir adam kendini darı sanıyormuş.  Doktor: "Sen darı değil insansın" demiş yıllarca. Her sabah tavuk kabuslarıyla uyanan adam, bir türlü ikna olmuyormuş insanlığına.   Bir sabah doktor yaklaşmış yanına ümitsizce. "İnsan olduğunu biliyorsun" deyince; adam: "Evet, ben insanım" demiş. Doktorda bir sevinç, bir coşku, bir heyecan... Tedavi sonuç vermiş yıllar sonra tam. "Haydi giy elbiselerini" demiş, çığlıklar atarak. "İşte iyileştin, eminsin darı olmadığından."   Adam hızla giyinip atmış kendini sokağa. Adam gökyüzüne bakmış, sonra toprağa. Adam yürüyüp çıkmış bahçesiden hastanenin.  Daha birkaç adım atmamış ki ne görsün; bir tavuk kendinden emin. Üstüne doğru geliyor, yiyecek. Koşmaya başlamış nefes nefese. Doktor yetiş, yoksa yetişecek!   Doktor telaşla koşmuş hastasına. "Hani insandın?" diye sormuş. "Yoksa...