Sufi Terapistin Sohbet Günlüğü


İnsanlara kendilerini ne zaman çok mutlu hissettiklerini sorduğunuzda birçoğu size, belli büyük hedefler için çalışırken çok mutlu hissettiklerini söyleyecektir. En büyük saadetimiz bitiş çizgisinde değil, mücadele etmekte yatmaktadır. Keyif, yolu yürümededir, bitirmede değil. (s. 18)


Bencilliğimiz azaldıkça ve benliğimiz küçüldükçe sevebilme kapasitemiz artar ve Allah’a daha çok yaklaşırız. (s. 41)

Hata yaptığımızda dahi birbirimizi affetmek ve birbirimizden öğrenmek için buradayız. Başkalarının hataları bize bu kadar batıyorsa, bu muhtemelen bize kendi hatalarımızı hatırlattıkları içindir. Peygamber Efendimiz (sav), “Mümin müminin aynasıdır,” buyurmuştur. Yani, bir müminde iman, muhabbet, fedakârlık, ihlas gibi kendi en iyi vasıflarımızı görebiliriz. Ama aynı zamanda başka insanlarda kendi kabahatlerimizi de görebiliriz; kendimizde net bir şekilde göremediğimiz hataları, bazen başkalarında görmek suretiyle tanır hale gelebiliriz.


Aynaya baktığımızda burnumuzun ucunda bir çamur görebiliriz. Bu da hemen gidip çamuru yıkama konusunda bizi motive eder. Ayna olmaksızın çamurun orada olduğunu bilemeyiz. Dolayısıyla ayna, bizim için paha biçilmezdir. (s. 49-50)



Gün boyu karşılaştığımız bütün insanların kalplerinde aynı Allah'ın olduğu idrakini zinde tutarak da bütün gün Allah'ı zikretmiş oluruz. Bunu bildiğimiz zaman başka insanlarla muhatap olmak artık zikrimizi kesintiye uğratmayacak, bilakis o muhataplıklar dahi birer zikir vesilesi olacaktır.

Bu hal, biz başkalarına hizmeti düşündüğümüz ve onlara merhamet ve hürmet beslediğimiz zaman daha da derinleşecektir. (s. 59)

Diğer bir deyişle, her zaman ve her halde başkalarının bizden daha iyi, daha hayırlı olduğunu kabul etmeliyiz. Bu mükemmel bir amel olmakla birlikte tatbikatı hiç de kolay değildir. Genelde bunun tersini uygulama eğilimindeyizdir. Nefsimiz, bizim herkesten hayırlı olduğumuz konusunda çok ısrarcıdır. (s. 60)


Fakat derviş olmak, başkalarına hizmet etmek demektir, onların da kalplerinin birer ilahi ayna olduğunu hatırlamak ve o kalplerde de birer Allah kıvılcımı yattığını bilmektir. Başkalarını sever ve onlara hürmet gösterirsek onlardan da öğrenmek bizim için mümkün hale gelir.


Başkalarına olan muhabbetimiz bizim kendi Allah muhabbetimizin temelini teşkil eder. Allah’ı başka insanların aynasında müşahede etmek, zikrullah ile birlikte kalplerimizin günlük cila nasibidir. (s  61)


Kalplerimiz görüp işittiklerimizi ve düşünüp hissettiklerimizi yansıtır. Kalplerimizi neyle doldurduğumuzu dikkate almak çok önemlidir. Ne tür kalbî alışkanlıklar geliştiriyoruz? (s. 62)

Kalpten anlatmayı öğrenebilmek bir nimettir. Kendimize, "Kalbimi başka bir kalbi yansıtabilen, diğer bir kalple hakiki bir bağlantı kurabilen bir aynaya dönüştürebilir miyim?" diye sormamız lazımdır. Bu niyet bizi dönüştürebilir. (s. 62)

İnsanlar arasında geçen çoğu konuşma son derece yüzeyseldir. Çoğu insan başkalarının söylediklerine nadiren kulak verir. Fakat konuşmalarımız çok daha derin olabilir; bir kere kesinlikle daha çok sükût ve tefekkür içerebilirler.

Japon lisansüstü öğrencilerimden biri, Amerika'da şahit olduğu konuşmaların kalitesizliğinden dem vurmuştu bir keresinde, "Japonya'da bizler başkasının sözünü asla kesmeyiz. Muhatabımız konuşmasını bitirdikten sonra konuşmadan evvel en az birkaç nefes bekleriz. Gerçek nezaket sahipleri ise beş nefes beklerler."

Bu tür bir bekleme, her bir konuşmacıya iki tarafın da birbirini gerçekten dinlediği intibaını verir. Bize birbirimize daha derinden dinleme fırsatı sunar. (s. 62-63)

Kendi fikrimize olan müptelalığımızı bir kenara koyabilmeliyiz ki muhatabın ne dediğini hakikaten bir duyalım. Bu, fikrimizden vazgeçmek anlamında değil; fikrimizin mutlak doğru olduğu zannını kenara koymak ve onunla sorgulama temelli olmayan göbek bağımızı kesmekten bahsediyorum. (s. 65)


Müslüman olmaktan maksadımız kâmil insan olmaktır. Yoksa egzotik bir şeylerin peşinde değiliz. Hedeflerimizden biri de normal diyaloglar ve iyi bir iletişim kurabilmektir. Ne var ki iyi iletişim yaygın bir şey değildir. Her iki tarafın da gerçekten mevcut olduğu ve kalbî bir bağlantının ortaya çıktığı gerçek diyaloglar, ciddi şekilde nadirattandır. (s. 65)


Zaman zaman insanlardan eleştiri almayı hatta kıskançlık görmeyi beklemeliyiz. Mesele buna nasıl yaklaşmamız gerektiğinde. Bizi eleştirdikleri zamanlarda dahi insanları sevmeye devam etmek, harika olduğu kadar da sıkı irade isteyen bir iştir.


İşte tam bir er meydanıdır bu. Kalplerimizi eleştirilirken bile açık tutabiliyor muyuz? Bizi eleştirenlerle hâlâ kalbî bir bağ hissedebiliyor muyuz? Başkaları bize iyi davrandığında mükemmel bir kalbî bağlantı hissetmek kolaydır. Ama bize kızdıkları ya da bizi eleştirdikleri zamanlar gerçek birer imtihana dönüşür. (s. 69)


Kalp, Allah'ın inşa buyurduğu bir mabettir ve hepimizin içindeki ilahi kıvılcım oraya konmuştur. Efendimin bayıldığı bir hadis-i kudsîde şöyle buyrulur, "Yerlere ve göklere sığmayan Ben -Azîmü's-şân- samimi bir müminin kalbine sığarım." (s. 75)

İlmimiz, onunla amel etmediğimiz sürece tam değildir. Muzaffer Efendim bize, her bir amelin kalplerimizi etkilediğini öğretmiştir: tatlı bir söz veya bir yardım kalbi yumuşatır ve açar ama kaba bir söz ve zarar veren davranışlar kalbi katılaştırır ve kapatır. Muzaffer Efendim, amellerimizin etrafımızdaki dünyayı da etkilediğini söylemiştir. "Her bir tatlı sözden bir gül açar, her bir acı sözden bir diken biter" derdi. (s. 77)

Kalplerimizin Allah'ın evi olduğunu bir hatırlayabilsek, dönüşmek o kadar kolaylaşacak ki... (s. 78)

Allah’ı her ne gizliyorsa/örtüyorsa o şey hakikat değildir. Bu açıdan bakacak olursak, pek popüler bir kavram olan “her şeyi paylaşmak” ve insanlara bütün negatif düşüncelerimizi ve hislerimizi söylemek kesinlikle çok büyük bir yanlışlıktır. Başkalarının hatalarından bahsettiğimizde, o hataları iyice somutlaştırır, iyice belirgin hale getiririz. Bu hem bizi hem de eleştirdiğimiz kişiyi etkiler. Ve kalplerimizi kapatır.


Başkalarındaki güzelliği gördüğümüzde ise hem o kimseye, hem de kendimize hizmet etmiş oluruz. Diyelim ki bir kimse çabuk öfkeleniyor ve biz de onun bu halini, insanları nasıl incittiğini eleştiriyoruz; bu eleştiri ancak bu kimseye ve bize zarar verir, bir yararı olmaz. İnsanlardaki hatalara odaklanmamız onlara zarar verir, zira onlardaki kötülük meylini kuvvetlendirir. Diğer yandan, başkalarındaki negatif hallere odaklanmak bizzat kendimizdeki negatif meyilleri kuvvetlendirmek anlamına gelir. (s. 79)


Kendimizi, kalbinde Allah’ı taşıyan bir varlık olarak göremediğimiz sürece başkalarını da o şekilde görmek mümkün olmayacaktır. (s. 69)


Bazılarınız kardeşlerine tavsiyelerde bulunmaya bayılıyor. Benim tavsiyem bunu mümkün olduğunca az yapmanızdır. Hepimiz aynı sohbetleri dinliyor, aynı kitapları ve aynı Kur’ân-ı Kerîm’i okuyoruz. Bunun yerine birbirimize iyi birer örnek olalım. (s. 90)


Sadeliği uygulamak aynı zamanda başkalarına da dua etmeyi ve bütün çözümlerin neticede Allah'tan geldiğini hatırlamaktır. Çok sık birileriyle oturur, fikrimizi söyleriz ve sonra da onların sorunları için dua etmeyi unuturuz. Yardımın tavsiyelerimizden değil, Allah' tan geldiğini unutuyoruz. Aslında çoğu zaman en iyisi, "Sadrına şifa olacak cevabı bilemiyorum ama sana dua edeceğim" demektir. Samimi dualarımız söyleyeceklerimizden çok daha faydalı olur. (s. 94)

Tasavvufun temel uygulamalarından bir diğeri halvettir. Evimizde birkaç saatliğine bile olsa bunu yapabiliriz. Bir mağarada aylar, seneler geçirmek zorunda değiliz fakat sessizlik ve yalnızlıktan muhakkak ki bir nasibimiz olmalı. Çelişik bir hal olarak görünse de; kelimeler o denli değerlidir ki sessizliğin kıymetine paha biçmek mümkün değildir. O kadar gereksiz konuşmalarla çevriliyiz ki sessizlik bizim gıda kaynaklarımızın başlıcalarından olmalıdır. Haddinden fazla konuştuğumuz için sessizliğin tadını neredeyse hiç alamıyoruz. Sessizlik sayesinde konuştuğumuz kelimelerin ne kadar kıymetli olduğunun farkına varırız. Mürşitlerimden biri șöyle demişti, "Sözler kurşun gibidir. Mühimmatını oraya buraya saçma."

Herkese "halveti" yani haftada en az bir iki saati sessiz ve yalnız geçirmeyi şiddetle tavsiye ederim. Manevi hayatlarımızı zenginleştirmek için hepimiz bu vakti ayırabiliriz. "Halvet"te asla telefon, televizyon, radyo, bilgisayar vesaire olmamalı. Kelime sağanakları ve selleri tarafından daimi olarak yutulma halinde kaybolduğumuz için kelimelerin kıymetini bilemiyor, onlara kıymet vermiyoruz. Etrafımız o kadar çok bilgi parçacıkları tarafından alınmış durumda ki onları özümseyemiyoruz. Yani entelektüel ve manevi fazda ciddi bir hazımsızlığımız söz konusu. Hayatlarımızı dengelemek için sessizlik ve yalnızlığa vakit ayırmaya muhtacız. Bir Kur'ân-ı Kerîm tahsili yapmak, büyük tasavvuf üstatlarının ilham verici eserlerini okuyup anlamak için vakit ayırmalıyız. (s. 144-145)

Her bir insanoğlunda Allah için yanıp tutuşan bir ruh vardır. İnsan kalbi çok kırılgandır, bizim işimiz de onu iyileştirmektir, zarar vermek değildir. (s. 197)

Birçoğumuz, yolda mükemmel yürüyemediğimiz için kendimizi çok haşin bir şekilde yargılıyoruz. Unutmamalı ki hiçbir zaman mükemmel olamayacağız. Allah bizden mükemmeliyet beklemiyor, samimi gayret istiyor. (s. 292)

Kimlerin namazının, duasının makbul olduğunu ancak Allah bilir. Kimin hakikate daha yakın olduğunu ancak Allah bilir. Kimin yolun neresinde olduğunu ancak Allah bilir. Kendi içimizde ve başkalarının içinde ne pazarlar olduğunu ancak Allah bilir. (s. 294)

Sufi Terapistin Sohbet Günlüğü 

Robert Frager


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Râvi

Puslu Kıtalar Atlası

Üniversite Öğrencileri İçin Kitap Tavsiyeleri