Devlet


Düşünen bir insan için dinlenmek ve söylemekten daha keyifli bir şey olabilir mi? (s. 43)


-Peki. Bence toplumu yapan, insanın tek başına, kendi kendine yetmemesi, başkalarını gereksemesidir. Yoksa toplumun kurulmasında başka bir sebep var mıdır?

- Yoktur.

-Öyleyse bir insan bir eksiği için, bir başkasına başvurur, başka bir eksiği için de bir başkasına. Böylece birçok eksikler birçok insanların bir araya toplanmasına yol açar. Hepsi yardımlaşarak bir ortaklık içinde yaşarlar. İşte bu türlü yaşamaya toplum düzeni deriz değil mi? (s. 54-55)


Bir iş tam zamanında yapılmadı mı bir şeye yaramaz. (s. 56)


Ruh da ne kadar sağlam ve olgunsa, dışarıdan gelecek bir etki onu o kadar az değiştirebilir, değil mi? (s. 70)


Yalan devlet gemisini batıracak bir fırtınadır. (s. 79)


Müzik eğitimi gereği gibi yapıldı mı insanı yüceltir, özünü güzelleştirir. Kötü yapılınca da bunun tam tersi olur. (s. 94)


Kendini iyi bir insan olarak yetiştirmek isteyen güzeli arar, güzeli över, ondan hoşlanır ve onunla beslenir. (s. 94)


Bir insanın içinde güzel huylar varsa, dış görünüşü de bu huylara uyuyorsa, gören göz için dünyada bundan daha güzel şey olur mu? (s. 95)


İnsanın her şeyden aldığı zevk taşkın olursa bu bilgeliğe sığar mı? (s. 95)


İçlerinde Tanrının koyduğu altını, gümüşü saklayanların, insanların vereceği altında ve gümüşte gözü olmaz.


Kendi altın yaradılışlarını dünyanın altınıyla kirletmek günahtır. Çünkü, dünya altını yüzünden türlü kötülükler işlenmiştir. Oysa ki, içlerindeki altın tertemizdir. (s. 113)


Biz devletimizi bütün topluma birden mutluluk sağlasın diye kuruyoruz. (s. 116)


Diyebiliriz ki, bir şey iyi başlarsa zamanla daha iyiye, kötü başlarsa daha kötüye gider. Her şey sonunda kendinin son gücüne varır. (s. 123)


Yani bu devlet bilge, yiğit, ölçülü ve doğrudur. (s. 125)


Demek ki, tabiata uygun olarak kurulmuş bir devlet, akıllı olmasını kendini yöneten küçük bir topluluğun bilgisine borçludur. Bilgelik diyebileceğimiz bilgi de budur. (s. 127)


Bir insanın içinde iki yan vardır: Biri iyi, biri kötü. İyi yan, kötü yanı buyruğuna aldı mı, buna kendine hâkim olma diyoruz, bunu yapanı da övmüş oluyoruz. Tersine, kötü eğitim görme, kötülerle düşüp kalkma yüzünden iyi yan zayıflar da, kötü yanın buyruğuna girerse, böyle birine de kendinin kölesi deriz. Buysa kötüleme olur. (s. 129)


İyilik içimizin sağlığı, güzelliği, düzeni; kötülükse hastalığı, çirkinliği, çürüklüğüdür. (s. 147)


Tanrı ve insan işlerini bütünüyle kavramaya uğraşıp duran ruh, küçüklükle bağdaşamaz. (s. 195) 


Bitkilerde, bütün canlılarda, her tohumun, her fidanın yaşama gücü ne kadar büyük olursa, kendine uygun besini, mevsimi, yeri bulamayınca göreceği zarar da o ölçüde büyük olur; çünkü, kötünün iyiye zararı, iyi olmayana zararından daha çoktur. (s. 203)


En güzel değerlerle yüklü insanlar kötü bir eğitime düşerlerse kötünün kötüsü olurlar. Büyük suçları, korkunç kötülükleri, orta yaradılışlı insanlar mı işler sence, yoksa eğitimin bozduğu sağlam yaradılışlılar mı? Cılız bir yaratık ne iyinin ne de kötünün büyüğüne ulaşır değil mi? (s. 203)


Eğitime elverişsiz insanlar felsefeye el uzatınca doğuracakları düşünceler, inanışlar ne olabilir? Gerçek bilimle ilgisi olmayan, ipe sapa gelmez bir sürü safsata. (s. 208)


Tasarladıklarımızın zorluğunu biliyoruz ama olmayacak şeyler tasarlamıyoruz. (s. 212)


Gerçekten, varlığın seyrine dalmış olan bir insan, gözlerini şunun bunun davranışına çevirmeye, onlarla dalaşmaya, onlara hınç duymaya, acı sözler etmeye vakit bulamaz. Seyrettiği değişmez düzenli varlıkların nasıl birbirine zarar vermeden, aklın kanunlarına uyduklarını görür, onlara benzemeye, elinden geldiği kadar onlar gibi olmaya özenir. Hayran olduğu şeyler ortasında yaşayan bir insan, onlara benzemekten kendini alabilir mi? (s. 213)


Şimdi bizim çizgi üzerinde yaptığımız dört bölüme, dört türlü düşünüş yolunu uygula. En yüksek bölüme "kavrayış" diyelim, ikincisine "çıkarış" üçüncüsüne "inanç", dördüncüsüne de "sanı". Sonra bunları aydınlık derecesine göre sıralayalım. Bunu yaparken de, bir şeyin gerçeğe ne kadar yakın olursa o kadar aydınlık olacağını unutmayalım. (s. 228-229)


Eğitim, ruhun bu [görme] gücünü "iyi"den yana çevirme ve bunun için en kolay, en şaşmaz yolu bulma sanatıdır. Yoksa ruha görme gücünü vermek değil; çünkü güç, onda kendiliğinden vardır; ama kötü yöne çevriktir. Bakılmayacak yana bakmaktadır. Eğitim onu yalnız iyi yana yöneltir. (s. 236)


Ruhun gözüyse, bedenin yüzlerce gözünden çok daha değerlidir için; çünkü, gerçek varlığı yalnız onunla görürüz. (s. 248)


- Öyleyse aritmetiğe, geometriye ve diyalektikten önce gelen bütün bilimlere daha çocukken başlatmalı ve öğretim, zorla yaptırılan bir işe benzememeli.

-Neden?

-Çünkü, hür insan hiçbir şeyi köle gibi öğrenmemeli. Bedene zorla yaptırılan şeyin ona bir kötülüğü olmasa bile, kafaya zorla sokulan şey akılda kalmaz.

- Doğru.

- Öyleyse mutlu delikanlı, çocuklara zor kullanmayacaksın. Eğitimin onlar için bir oyun olmasını sağlayacaksın. Böylece onların yaradılıştan neye elverişli olduklarını da daha iyi anlarsın. (s. 259)


- Biz uyurken uyanan istekler. Bizi dizginleyen, yumuşatan, düşündüren tarafımız uykuya daldı mı, tıka basa yiyip içmiş hayvan tarafımız silkinip kalkar ayağa, boş bulduğu meydanda at oynatmaya, dilediğini yapmaya yeltenir. Nelere el atmaz o zaman, bilirsin: Hiçbir hayâsı, ölçüsü kalmaz. Anasıyla yatmayı bile geçirir içinden: İnsan, Tanrı, hayvan, ne olursa olsun kirletmek ister. Dökmeyeceği kan, yemeyeceği halt kalmaz. Çılgınlığın, yüzsüzlüğün son kertesine varır kısacası.

- Çok doğru.

- Ama sağlığı, sağduyusu yerinde bir insan düşün; uyumadan önce aklını uyandırsın, güzel duygulara versin kendini. İsteklerini ne aç bıraksın ne de tıka basa doyursun ki, uyusunlar; ne coştursun ne de küstürsün onlar ki, aklını karıştırmasınlar. Düşüncesi duyulardan sıyrılıp kendi kendini yoklasın; geçmişte, bugünde, gelecekte akıl erdiremediği şeyleri anlamaya çalışsın. Öfkesini tutmasını da bilen bu adam, kimseye çatmış olmadığı için rahat yürekle uyur. İçindeki bu iki yanı yatıştırdıktan sonradır ki ferahlığa ulaşır ve istek ancak o zaman üçüncü yanın, bilgeliği bulur; ancak o zaman gerçeği en iyi görecek duruma gelir; korkunç rüyalara, kâbuslara en az sürüklenir. (s. 303-304)


İnsan ruhunun sonsuz olduğunu, hiç yok olmadığını anlamadın mı? (s. 353)


Devlet

Platon

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

Tercüme: Sabahattin Eyüboğlu, M. Ali Cimcoz

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Râvi

Kibrit-i Ahmer'in Peşinde

Müslümanların Gerilemesiyle Dünya Neler Kaybetti