Gölgeye Övgü

 Ne zaman Nara ya da Kyoto tapınaklarının eski, loş ve bence tertemiz tuvaletlerini görsem, Japon mimarisinin eşsiz meziyetlerinden etkileniyorum. Tapınaklardaki salonların da kendisine özgü bir çekiciliği olabilir, ancak bir Japon tuvaleti tam anlamıyla ruhani bir dinlenme yeridir. 


Her zaman ana binadan uzakta, bir koridorun sonunda yer alır ve taze yaprak ve yosun kokusu gelen çalılıkların arkasına inşa edilir. Hiçbir kelime o loş ışıkta oturup, şojiden yansıyan soluk parıltının tadını çıkarırken tefekkürde kaybolmanın ya da bahçeyi izlemenin yarattığı hissi anlatamaz. Yazar Natsume Soseki sabahki tuvalet ziyaretlerim büyük bir zevk olarak görür, "fizyolojik bir haz" diye tanımlardı. Hiç kuşkusuz bu zevkin tadına, sakin duvarlarla ve güzelce damarlanmış ağaç zeminle çevrili, mavi gökyüzüne ve yeşil yapraklara baktığın bir Japon tuvaletinden başka yerde varılamaz. 


Dediğim gibi bazı ön koşullar var: Bir nebze loşluk, mutlak temizlik ve sivrisinek vızıltısını dahi duyabileceğmiz sessizlik. Böyle bir tuvaletten yumuşakça yağan yağmurun sesini dinlemeyi çok severim, hele bu Kanto bölgesinin uzun ve dar pencereleri yere kadar uzanan tuvaletlerinden biri ise; orada saçak ve ağaçlardan düşen damlaların taş fenerin kaidesini yıkayıp toprağa sızışını ve üzerine basılan taşların etrafındaki yosunu tazeleyişini bir mahremiyet hissiyle dinleyebilirsiniz. Tuvalet aynı zamanda böceklerin cıvıldamasını ya da kuşların şarkısını dinlemek, aya bakmak ya da mevsimin değiştiğim belli eden o dokunaklı anlardan herhangi birinin tadını çıkarmak için de en mükemmel yerdir. O müthiş ilhamlar seneler boyu Haiku şairlerinin aklına buralarda gelmiş olmalı. 


Japon mimarisinin tüm unsurları arasında tuvaletin en estetik mekan olduğu haklı olarak iddia edilebilir. Yaşamlarındaki her şeyi şiir kılan atalarımız aslında bir evin temizlikten en uzak yerini eşsiz bir zarafete dönüştürmüş, orayı doğanın güzelliklerinin birlikteliği ile doldurmuştur. Tuvaleti tamamen kirli gören ve kibar bir sohbette isminden bile söz etmeyen Batılılara kıyasla çok daha bilge ve kesinlikle daha zevkliyiz. En büyük kusuru ise ana binadan uzakta olan Japon tuvaletine gece yarısı gitmenin biraz zahmetli olması; kışınsa her zaman üşütme tehlikesi var. Ancak şair Saito Ryoku'nun dediği gibi “zarafet soğuktur”. (s. 11-12)


Japon odalarının güzelliğinin gölgelerin oyunlarına, yarı gölgelerin üzerine tam gölgelerin düşmesine dayandığını söyleyebiliriz —bundan fazlasına değil. Batılılar Japon odalarındaki basitliğe şaşırıp, sadece gri duvarları olan, hiçbir süsü olmayan odalar olarak görüyorlar. Verdikleri tepki anlaşılır çünkü gölgelerin gizemini anlamak konusunda pek başarılı değiller. (s. 34-35)


Çağımızın imtiyazlarının farkındayım ve onlara müteşekkirim. Ne kadar şikayet edersek edelim, Japonya Batı’yı takip etmeyi seçti ve artık bu yolda cesurca ilerleyip biz yaşlıları geride bırakmaktan başka çaresi yok. Tenimiz olduğu renkte kaldığı sürece verdiğimiz kaybın çaresinin olmadığı gerçeğini kabullenmek zorundayız. Bütün bunları yazmamın sebebi, muhtemelen edebiyatta ve sanatta, hala kurtarılacak bir şeyler olduğunu düşünüyor olmam. En azından edebiyat için kaybettiğimiz bu gölgeler dünyasını tekrar hatırlatmak isterim. Edebiyat denen kutsal yerin saçaklarını uzun ve böylece duvarlarını gölgeli yapıp apaçık gözüken şeyleri gölgeye saklamak, gereksiz süslemeleri ise söküp atmak istiyorum. Bu her yerde yapılsın demiyorum ama en azından biri böyle olsa yeter. Nasıl olurdu acaba, ışıkları söndürüp onlar olmadan etrafın neye benzediğini görmek... (s. 73)


Gölgeye Övgü

Juniçiro Tanizaki

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Râvi

Hz. Muhammed’in Liderliği

Kibrit-i Ahmer'in Peşinde