Kayıtlar

Karanlıktaki Adam

Resim
O noktada Noriko daha fazla dayanamayıp ağlamaya başlar, gözyaşları sel gibi avuçlarına dökülür – onca zaman sessizce acı çekmiş olan bu genç kadın, iyi biri olduğunu reddeden bu iyi kadın; sadece iyiler kendi iyiliklerinden kuşku duyarlar, onları iyi yapan da budur zaten. Kötüler iyilik yaptıkları zaman bunu bilirler, iyiler ise hiç bilmezler. Ömürlerini başkalarını bağışlayarak tüketirler, ama kendilerini bir türlü bağışlayamazlar. [s.74–75] Betty kalbi kırıldığı için ölmüştü. Kimileri bunu duyunca gülüyor, o da dünyanın gidişatı hakkında hiçbir şey bilmemelerinden. İnsanlar kırık kalp yüzünden ölürler. Bu her gün olur, sonsuza kadar da böyle olmaya devam edecek. [s. 83–84] Karanlıktaki Adam’a dair köşe yazıları: Yazarın Eleştirmenle, Amerika’nın Amerika’yla Savaşı - Zeki Coşkun [ oku ] Düş ile Gerçeğin Varlık Savaşı - Metin Akyüz [ oku ] Savaş, Yuvasına Döner - Erkan Canan [ oku ] Paul Auster'ın Karanlıktaki Adamı - Milliyet Gazetesinden [ oku ] Karanlıktaki Adam - De...

Seyahat Sanatı

Resim
Sanatçı ve filozofların rehberliğinde tefekkürün mavi ufuklarına yolculuk yapmak isterseniz Alain de Botton'un Seyahat Sanatı'nı okuyabilirsiniz. Gerçek deneyimlerin dünyasında endişelerle dolu bir gelecek, içinde olduğumuz an'ı gölgeler. Estetik öğelerden alacağımız haz, zihnimizi bulandıran fiziksel ve psikolojik taleplerin insafına kalmıştır. (s.31) Yolculuklar düşüncelere gebedir. Hareket eden bir uçak, gemi ya da tren kadar bizi kendimizle konuşmaya sevk eden pek az yer vardır. Önümüzdeki manzarayla aklımızda gelip giden düşünceler arasında garip bir bağıntı vardır: geniş düşünceler geniş manzaralara yeni düşünceler yeni mekanlara ihtiyaç duyar. (s.62) Yüce yerler, sıradan yaşamın bize her gün acı bir biçimde öğrettiği dersi, daha büyük terimlerle yeniden ifade ederler: evren bizden kudretli, biz de evren karşısında aciz ve geçiciyizdir, yapabileceğimiz tek şey, arzularımızın kısıtlandığını ve bizden daha büyük olgular karşısında boynumuzun bükük olduğunu kabul ...

Semaver

Resim
Trifon için ne yaşayan insanlar, ne çiçekler, ne akarsular mavi gözlü arkadaşlar bir mana ifade ederdi. Yalnız bu önüne, gözlerinin içine serilen ve üzerine arka üstü yattığı zaman büyük güverteleri, boş yelkenlileri, güneşin içinde madenleri ve boyaları uçan vapurları düşünebildiği deniz ona, ciğerlerine çektiği havanın kıymetini, açıkçası yaşamanın zevkini ve lezzetini verirdi. Ondan ötesi boş, ıssız manasızdı. Toprak, kendisine yelkenlerini yapmak için kereste, çekiç ve keser verdiği için biraz bir şey benzerdi. Trifon toprağı sevmez; ona hürmet ederdi. Çünkü birçok sevdikleri orada, onun altında, aklın durduğu bir yerde yaşıyorlardı. Fakat toprağın üstünde koşan, onun üstünde beş on para kazanmak kaygısı ile dönüp dolaşan insanlar ne tuhaf mahluklardı. Ve denize bir dakika durup bakmaya vakitleri olmadığını söyleyen bu insanlar ne zevksiz mahluklardı. Bu mektebe giden ufak çocuklar, denizin karşısında mektebi unutup bir gün, bir gece düşünceli kalamazdı. Dersler deniz kadar güzel; ...

Tünel

Resim
Öykümüzün kahramanı Juan Pablo Castel’in trende yolculuk yaparken aklına gelen “aptal fikir” zaman zaman benim de aklıma gelir. Demek ki sadece benim aklıma gelmiyormuş diye gülümsedim romanı okurken: Tren Buenos Aires'e doğru yol alırken pencereden dışarıyı izliyordum. Bir çiftlik evinin yanından geçtik; sundurmada duran bir kadın trene bakıyordu. Aklıma aptal bir fikir geldi: “Bu kadını yaşamımda ilk kez görüyorum ve bir daha görmeyeceğim.” Düşüncem bilinmedik bir ırmağın sularında yüzen bir mantara benziyordu. Bir süre sundurmadaki kadının çevresinde yüzdü. Bu kadının benim için ne önemi vardı ki? Ama bu anın yaşamımda bir kereye mahsus var olduğunu ve bir daha tekrarlanmayacağını düşünmeden edemiyordum; benim açımdan bakıldığında o kadın tıpkı ölmüş gibiydi. Birisi içeriden çağırmış olsaydı ya da tren azıcık gecikmiş olsaydı o kadın yaşamımda hiç yer almayacaktı. (s.110) Martin Casariego’nun Tünel için yazdığı öndeyiş [ oku ] Rasim Özdenören’in Aşk ve Delik yazısı [ oku ...

Acı Çikolata

Resim
Rivayet olunur ki: Hızır aleyhisselam Allah Dostlarından birinin evini ziyarete gider ve bu ziyareti esnasında kendisine yemek ikram edilir. Hızır aleyhisselam yemeği yemekten kaçınınca Allah Dostu yemeğin helal lokmalardan mürekkep olduğunu söyler. Hızır aleyhisselam da yemeğin helal olduğunu bildiğini fakat yemeğin öfke ve gafletle pişirildiğini ve bu yüzden yemeğe yanaşmadığını, söyler. * * * Annemden pasta, börek ve yemek tarifi aldıkları halde annem gibi güzel yapamadıklarını söyleyen teyzelere “Bizim hanımın elinin kiri”, der babam, “kaliteli de ondan” (Yani, bu kibar ve esprili bir şekilde: Bizim hanım yaptığı yemeklere ilgi ve muhabbetini katıyor, manasına geliyordu) Demek ki bir yemek hangi “hâl” üzere pişiriliyorsa “o hâl” üzere bir lezzet alıyor. Ayrıca insanın hal, hareket ve davranışlarında da “o hâl” üzere etki bırakıyor. Acı Çikolata da bu bağlamda bir kitap. Ana konusunun yanında, yemek pişirirkenki ruh halinin o yemeği yiyen insanlardaki nasıl etki bıraktığına...

Suskunlar

Resim
Hayat denilen şu kısacık yolculukta, ama canlı ama cansız, ama güzel ama çirkin, ama dost ama düşman, kendilerine refakat eden her şeyi sevip koruyan bu ehl-i insaf dervişler, fırlatıldığında bir insanın kafasını dağıtacak bir taşı bile incitmek istemezlerdi. Çünkü biiznillah dile gelse, sonsuz bir masalı anlatacak o taş, Allah'ın sırdaşı, dolayısıyla kendilerinin can dostu idi. Kâinâtın âhengini bozmaktan, yaratılan her şeye zarar ve zevâl vermekten çekinen bu efendilerin zikir çektikleri mekan o kadar ferah ve dingindi ki, zincire vurulmuş en saldırgan deliler ve zincirlerinden boşanmış en amansız fırtınalar bile, böylesi bir yerde huzur bulurdu. [s. 121] 'Göz'ün vazifesi sadece 'görmek' değil, Hakikat'i görmektir. Hakikat'i gören bir göz, artık başka bir şeyi göremez. Çünkü o artık, başka bir vazifeyle mükellef değildir ve başka bir gayesi de yoktur. [s. 165] * * * Suskunlar gerçekten de bir cümle ya da paragrafla anlatılabilecek bir kitap değil. Al...

Kalecinin Penaltı Anındaki Endişesi

Resim
Arka Kapaktan: 'Kalecinin Penaltı Anındaki Endişesi', Time'ın 'Beckett'den beri çağdaş yazının en büyük adı' diye nitelendirdiği Handke'nin en önemli yapıtlarından biridir. Bir tek sözcükle tanımlamak gerekirse, dille dünya arasındaki 'boş'luğun romanıdır. Metin, Batı toplumlarında yaşayan 'uygar' insanların ilişkisinin yarattığı 'boş'luğun 'özgürleştirici' ve 'öldürücü' boyutları üzerine kuruludur. Romanı edebiyat estetiği açısından farklı kılan yan, Handke'nin dile olağanüstü bir önem vererek 'boş'luğun üslubunu yaratmış olmasıdır Kitabın son sayfalarından: Ayağa kalktı, gitti. Dönüp geldiğinde, asıl maç başlamıştı bile. Sıralar doluydu, o da sahayı dolaşıp kalenin arkasına geçti. Çok yakında durmak istemiyordu, caddeye doğru yürüyüp sete çıktı. Cadde boyunca, köşe gönderine kadar ilerledi. Ceketinden bir düğme kopup caddeye fırlamış gibi geldi. Düğmeyi yerden alıp cebine soktu. Yanında duran bir...