Sokrates’in Savunması
Şule Yayınlarından çıkan Sokrates’in Savunması tercümesi, dört faklı diyaloğu ihtiva ediyor:
1) Euthyphro
2) Sokrates’in Savunması
3) Krito
4) Phaedo
Aşağıya Sokrates’in Savunması’nda ne anlatıldığına dair girizgahı ve alıntıları paylaşıyorum.
***
M.Ö. 399 yılında, 3 Atinalı, Meletus, Anytus ve Lycon, Sokrates'in aleyhine onu topluma karşı bir tehdit olmakla suçlayan bir kamu davası açtılar.
Suçlamanın birinci bölümü olan, onun sapkın bir mezhebe sahip olduğu iddiası, ona karşı önyargıyı körüklemeği için ortaya atılmıştı. Bu taktik daha önce, düşünür Anaksagoras'a karşı başanyla uygulanmıştı. Bu iddianın ispatlanması çok zordu. Çünkü Sokrates dinî konularda çok titiz davranırdı. Ancak zaman zaman geleneksel inançlardaki bazı aykırı ve yanlış öğeleri söylemeden de edemiyordu ve onun "ilahi ses"i tehlikeli bir serbest düşünürün kafirce icadı olarak tanıtılabilirdi.
İddianın ikinci ve daha ciddi bölümü, Sokrates’i gençlerin kafalarını ifsat etmekle suçlayan kısmıydı. Bu sunî iddianın, siyasi bir temeli vardı. Eskiden onun çevresinde birçok sağ-kanat aristokrat toplanmıştı, bunların kötü hatıraları hala hafızalardan silinmemişti, ayrıca onun en yakın öğrencilerinden biri olan Alcibiades, ülkesini yıkıma uğratan bir hain olarak hatırlanıyordu. Sokrates'in bu insanların yoldan çıkmasına sebep olduğu ve diğerlerine de aynı şeyi yaptığı ileri sürülebilirdi. Ayrıca Sokrates'in kamuoyunu cahil olarak görme alışkanlığı, onu davacıların en etkililerinden biri olan Anytus'un da üyesi olduğu partinin gözünde kuşkulu duruma sokmuştu.
İddia, başlıca dinî ve siyasi düşmanlığa dayanıyordu. Davacılar, Sokrates'in gururlarına dokunduğu kimseler arasındaki kötü şöhretinden de faydalanmak istiyorlar ve onun uzlaşmasız tavrının, pohpohlanma ve yalvanş bekleyen jüriyi soğutacağını umuyorlardı.
Mahkemenin işleyişi şöyleydi: Davacılar kendi iddialarını danışmanın yardımı olmadan ileri sürmek zorundaydılar, ilk önce davacı konuşur, ardından savunma, 501 temsilci vatandaştan oluşan jüriyi cevaplar, sonra da jüri hükmünü oy çokluğuyla verirdi. Oylar, hastalık veya kaza sonucu eşit çıkabilir, bu durumda dava düşerdi. Eğer davacı, toplam üyenin beşte birinden az oy alırsa, cezalandınlırdı. Jüri davalıyı suçlu bulduğu takdirde ise, kanun tarafından belirlenmiş sabit bir ceza yoktu. Davacı ve savunma birer ceza önerir, jüri bu ikisi arasinda oylama yapardı.
"Sokrates'in Savunması" üç ayrı söylevden oluşur:
1) Sokrates'in kendini savunması,
2) Ceza için önerisi,
3) Mahkemeye son hitabı.
(s. 53 - 54)
***
Ey Atinalılar! Beni suçlayanların iddialarından nasıl etkilendiğinizi bilmiyorum, fakat öyle ikna edici konuştular ki, ben bile kim olduğumu unutuyordum neredeyse. (s. 55)
Hayır! Kendi davamın doğruluğuna güvenim öyle sonsuz ki, benden o anda aklıma gelen kelimelerle, sade bir konuşma duyacaksınız, bu nedenle farklı bir şey beklememenizi istirham ediyorum. (s. 56)
Ey Atinalılar! Tek gerçek bilge vardır, o da Tanrı’dır. (s. 63)
Hiçbir şeye degmeyen bir adam bile, hayatına ölüm ve yaşam ihtimallerini hesaplayarak geçirmemelidir; düşünmesi gereken tek şey, yaptığı işin iyi mi yoksa kötü mü olduğudur, yani iyi bir adam olarak mı yoksa kötü adam olarak mı yaşadığıdır. (s. 73)
Hiç kimse, başa gelebilecek en büyük kötülük zannedilen ölümün, belki de en büyük iyilik olduğunu bilemez. (s. 74)
Çok sevgili dostum. Sen bir Atinalısın, ve hikmeti ve doğruluğuyla dünyanın en ünlü, en büyük şehri olan Atina vatandaşısın. Bütün gücünü mümkün olduğunca çok para, şöhret ve onur kazanmaya harcayarak; hikmete, doğruya ve ruhunun kemaline hiç ehemmiyet vermemekten utanmıyor musun? (s. 75)
Şöyle gülünç bir benzetme yapabiliriz: Ben Tanrı tarafından bu devlete gönderilmiş bir at sineğiyim. Ve bu devlet, koca cüssesi nedeniyle yavaş hareket edebilen ve canlanması için dürtülmesi gereken bir attır.
Ben de Tanrı’nın bu devlete musallat ettiği bir at sineği gibi bütün gün boyunca her yerde sizi uyandırıyorum, hareketlendiriyorum, azarlıyorum ve ikna ediyorum. Benim gibi birisini kolay kolay bulamazsınız, bu yüzden beni bırakmamzı tavsiye ediyorum. (s. 77)
Sizin beklediğiniz gibi kendimi savunarak yaşamaktansa, kendi bildiğim gibi kendimi savunarak ölmeyi yeğlerim. (s. 87)
Zor olan, dostlarım, ölümden kurtulmak değil, kötülük yapmaktan kaçmaktır; çünkü o, ölümden daha hızlı koşar. (s. 88)
İnsanları öldürerek yaşadığınız kötü hayatın kınanmasından kurtulacağınızı sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Bu ne çok mümkün ne de şerefli bir kaçış yoludur. En kolay ve en asil yol başkalarını susturmak değil kendinizi mümkün olduğunca iyileştirmektir. (s. 89)
Artık ayrılma zamanı geldi. Herkes kendi yoluna: Ben ölmeye, siz yaşamaya. Hangisinin daha iyi olduğunu yalnız Tanrı bilir. (s. 91)

Yorumlar