Kayıtlar

Lâle

Resim
Çiçek sevgisi ve merakı, Osmanlı Türklerinde, köylüsünde, kentlisinde ortak bir tutkudur. Çiçeklerle ilgili kitaplarda yer alan yüzlerce ismin ne işle uğraştığına baktığımızda, devrin padişahından başlayıp sadrazamlara, vezirlere, kaptan-ı deryalara, şeyhülislamlara, ulemaya, tarikat şeyhlerine, şairlere, zanaat ehline ve halkın her sınıfına kadar sıralandığını görürüz. Lâleye verilen önemin en büyük sebebi, “lâle” kelimesinin yazılışıyla “Allah” yazılışında aynı harflerin kullanılmasıdır. Allah, hilal ve lale kelimelerinin yazılması ve ebced hesabıyla aynı değeri taşıması, lâleyi Allah kelimesini temsil eder hale gelmiş, maddi ve manevi değerini artırmıştır. Bu harflerin hiçbirinde nokta kullanılmadığından, ünlü lâlezâriîer lekeli lâleleri makbul saymamışlardır. Bu yüzden lâle yetiştirilmesine aşırı önem verilmiş; cami, çeşme ve mezar gibi yerlerin süslenmesinde ve Türk süsleme sanatında lâle, yüzlerce üslupta yer almıştır. LÂLENİN KÜLTÜRÜMÜZDEKİ YERİ Ferda Olbak Mazak Gezgin – Aylık ...

İbnü’l Arabi’nin Alem ve Tabiat Görüşü

Resim
İbn Arabi şöyle der: Allah bizim göz ve kulaklarımızı cansız ve bitki diye isimlendirilen şeyleri duymaktan perdelemiştir. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: ‘Kişi ayakkabısının bağı ile konuşmadan kıyamet kopmaz.’ Böylece Hz. Peygamber tam keşif sahibi olmuş ve bizim göremediklerimizi görmüştür. Hz. Peygamber Allah ehlinin kendisine göre amel ettiği ve doğru olduğunu gördükleri bir meseleye dikkat çekmiştir: ‘Çok konuşmasaydınız ve kalplerinizdeki karışıklık olmasaydı Benim gördüğümü görür, duyduğumu duyardınız.’ Ekrem Demirli,  İbnü’l Arabi’nin Alem ve Tabiat Görüşü ,  Keşkül – Sûfi Gelenek ve Hayat – Dergisi, 5. sayı

İslam Geleneğinde Seyahat Kavramı

Resim
İbn Arabi der ki: Halkla haşır-neşir olmak sıkıntı ve huzursuzluk sebebi olduğundan, Hak ile huzur halinde olmak ve ibret almak için arzda cevelan/seyahat etmek ehlullahın niteliği olmuştur. Seyahatten maksat, Hak ile üns halinde olmaktır. Sıradan insanlar bedenleriyle ve nefsin hazları için arzda dolaşırlar. Özel kişiler, makuller ve mana âleminde ilim ve marifetin çeşitli menzillerinde aklen ve fikren seyahat ederler. Sufiler şöyle düşünürler: Ey kullarım! Şüpheniz olmasın ki arzım geniştir. Yalnız bana ibadet ediniz (Ankebut; 29/56). Bütün yeryüzü Allah’ındır ama burada Allah’ın arzından maksat, kimsenin mülkü olmayan ıssız ve sessiz sahralardır. Seyahate çıkıp buralarda ibadet etmek, nefes-i rahmanî bulup ferahlamaktır. Bazı sufiler bu ayete dayanarak sefere çıkarken diğerleri, “Nerede olursanız olun O sizinle birliktedir” (Hadîd; 57/4) mealindeki ayete dayanarak ikameti ve hazar halinde olmayı tercih ederler. (el-Fütuhatu’l-Mekkiye, II,387) Süleyman Uludağ, İslam Geleneğind...

Mekke'ye Giden Yol

Resim
İmamın arkasında, saflarda yüzlerce insan dizilmişti; hep birden eğilip kalkıyorlar, diz çöküp oturuyorlar ve alınlarını yere koyuyorlardı: Bütün bu düzenli hareketlerde, insana hem bu dünya hayatının ciddiyetini hatırlatan, hem de başka bir hayata yönelmiş olmanın heyecanını tattıran olağanüstü ama yalın, çekip götüren bir şey vardı. İçerde anlamlı bir sessizlik hüküm sürüyordu. Cemaat ayaktayken, Kur’an’dan ayetler okuyan İmam’ın sesi, kocaman mekânın derinliklerinde, berrak, durgun saya atılan çakıl taşları gibi dalga dalga yayılarak, uzaktan uzağa çınlıyordu. Ve o eğilince, bütün cemaat, güçlü bir rüzgârın önünden eğilen ekinler gibi eğiliyor ve Allah’ı gözleriyle görüyormuşçasına istek ve coşkuyla yere kapanıyorlardı… İşte ben orada, o anda, Rablerinin bu insanlara ne kadar yakın; inançlarının, yaşadıkları hayatla ne kadar kaynaşmış olduğunu fark ettim. İbadetleri onları, günlük olağan hayattan, işten güçten koparıp ayırmıyordu; tersine onun bir parçası durumundaydı; onlara ha...

Gariplerin Kitabı

Resim
Soylu Oğlum, Sana bu mektubu günün en iyi saydığımız bir parçasında, kararmaya yüz tutmuş gökyüzünde ilk solgun yıldızın belirdiği zamanda yazıyorum. Bir zamanlar sana dersini bellettiğim nar ağacının altına oturdum şimdi. Meyveler olgunlaştı bu günlerde, tepemde bir gezgenler dizgesi gibi güneşin son ışıklarıyla kırmızıya boyanmış olarak salınıyorlar. Ne var ki bu yılın narları devrildiğinde ben artık buradan gitmiş olacağım. Benim için buraları terkedişimin sebebini senin anlaman önemlidir, üstelik bildiklerini ötekilere açıklamaya çalışmaman da gerekir. Bir yararı olmaz, sana da acı verir. (s. 39) GARİPLERİN KİTABI Ian Dallas Türkçesi: İsmet Özel Şûle Yayınları

Cüz Gülü'nden

Resim
O zaman ben değirmene bir kez daha baktım. Düz damlı, çamur sıvalı bayağı bir su değirmeni idi. Etrafında salkım söğütler, servi kavaklar, kuşburnular, alıç ağaçları. Yabani güllerin rayihası arasında kendime yol açarak suya doğru yürüdüm. Dibinde beyaz çakılların par par yandığı durduğu serin bir su. Dayanamayıp başına çöktüm, ayakkabılarımı çıkardım, şalvarımın paçalarını çemreledim, içine girdim. Bir anda nane, yarpuz, çilek, kuş üzümü ve benzeri binbir koku, gün ışığı, güvercin kanadı, kuzu melemesi, ceylan ürkekliği, arı vızıltısı, alâim-i semanın yedi rengi içinde kalıverdim. Bir avuç su alıp yüzüme serpince zikir ilahileri her bir yönden boşalmaya başladı. Suya baktım ve çocuğun yüzündeki ifadeyi gördüm. Bu ifade. Yani orada hem saklı, hem de aşikâr olan şey. Yani ezelden beri bildiğimiz o şey. Gülün yaprağı, kokusu, rengi, gövdesi, dikeni ile bize anlattığı, lakin bizde daha fazlası, aslı olan şey. SIR Mustafa Kutlu Dergâh Yayınları

Tigri & Lew

Resim
Ormanda kimlik kartları, pasaport kontrolleri ve sınırlar yoktur. Bir ağaç bir kuşa “nerelisin?” diye sormaz, sadece kuşun söylediği şarkıyı dinler. * * * — Müzik dünyayı değiştirebilir mi? — Biz dünyayı değiştirmek zorunda değiliz. Ona bakış açımızı değiştirebilmemiz yeterlidir. Ona sevgiyle de bakabilirsiniz, at gözlükleri takarak gözlerinizi yanılsamalarla köreltebilirsiniz. Dış dünyaya baktığınızda onun sizin bir parçanız, kalbinizin bir parçası olduğunu görürsünüz. O zaman değiştirmeniz gereken tek şeyin kendinizin olduğunu anlarsınız. Orhan Düz’ün iki gezgin müzisyen Tigri ve Lew ile yapmış olduğu söyleşiden.. Merdiven Sanat Dergisi Haziran – Temmuz 2000, Sayı 21