Kayıtlar

Sivastopol

Resim
Fakat diplomatların çözmekten aciz kaldığı anlaşmazlığın barut ve insan kanıyla çözülmesinin daha da imkansız olduğu ortaya çıkıyor. Vaktiyle aklıma garip bir düşünce gelirdi: ne olurdu sanki, savaşan taraflardan birisi, diğerine, saflarından birer askere izin vermeyi teklif etseydi? Bu tuhaf bir şey gibi gözüküyor, ama niye denenmesindi ki? Sonra her iki taraftan da birer askere daha gitmeleri söylenebilirdi, derken bunu bir üçüncüsü, dördüncüsü, vd. takip ederdi, tâ ki her orduda yalnızca bir asker kalana dek (bunu yaparken daima iki ordunun da eşit güçte olduğunu ve niteliğin yerini nicelikle değiştirmenin mümkün bulunduğunu farzediyoruz). Sonunda, eğer, akıllı yaratıkların akıllı temsilcileri arasında ortaya çıkan bu cidden karmaşık anlaşmazlığın hâlâ savaş yoluyla çözülmesi gerektiği düşü nülüyorsa, ‘bırakalım kavga bu iki asker arasında yapılsın' derdik: pekala bunlardan biri şehri kuşatıp diğeri de onu savunabilirdi. Bu argüman bir paradokstan başka bir şey değilmiş b...

Zor Zamanda Konuşmak

Yazar kendini okuyucunun kabul edeceği şeyleri söylemekle sınırlandırmış, kendini alkış sağlayacak bir alana hapsetmişse "sahte" bir yazardır. Okuyucu açısından sahtecilik yazardan yalnızca okuyucunun sınırları içindeki yazıyı beklemesi durumunda ortaya çıkar. Eğer okuyucu yazardan okuyucunun istediği türde ve düzeyde bir "metin" bekliyorsa, aslınsa o yazıyı okumuyor, teftiş ediyordur. (s. 15) Kur’an ancak Kur’an ile amel edene açılır. Allah Resulünün sünneti adımlarının o yola göre ayarlayan için aydınlık ve şifa vericidir. Nasıl kendi yapısına Kur’an ve Sünnet’i nüfuz ettirme gayretinde olan kişi ayetlerin ve hadislerin hakikatine nüfuz edebilirse; kimden bilgi alabileceğini anlayan da alabileceği bilginin açlığını duyan kimsedir. (s. 114–115) ZOR ZAMANDA KONUŞMAK İsmet Özel Şûle Yayınları

Bakanlar ve Görenler

Bizler bugünkü Müslüman varlığımızın büyük bir kısmını adını yaşatmayan, ama hakikati en büyük endişe olarak kalbinin derinlerinde duyan insanlara borçluyuz. Bu yüzden bizim “tarih” diye adlandıracağımız bir geleneğimiz yok. Geleneğimiz hakikat zincirinin bizlere hiç de malum olmayan kanallarla günümüze kadar ulaşmasıyla teessüs etmiştir. Adını silmek olgusu geçmişte çok yönlü tarzda yaşanmıştır. Tasavvufa ilişkin bir örnek şöyle: “Ahmed-i Zındık, kendisini halktan gizleyen, manevi mertebesini herkese bildirmemek için görünüşte sapık bir derviş gibi davranan melâmet sırrına ermiş erenlerdendir. Bayezid manevi bir işaret üzerine onu Buhara’da aramış, fakat herkesçe bilinen lakabını söylemekten çekinerek ona sıddık, yani gerçek dost niteliğini yakıştırmış ve kendisini bu isimle aramıştır. Uzun süre dolaşmasına rağmen izine rastlayamayan Bayezid, nihayet bir gün onu bir mescidde Kur’an okurken bir rastlantı neticesinde yakalamıştır. Ahmed-i Zındık, Bayezid’e bir hikmet dersi verm...

Tahrir Vazifeleri

Çoğu kimse beğenmese bile dünyanın katılığını yerliyerinde sayar, öyle saydığından dolayı da dünya karşısında gerektiğini düşündüğü katılığı gösterir. Sen ve ben çoğu kimse değiliz. Demek ki çoğu kimsenin durumu bize uymaz. Dünyada rahatlık aramıyoruz, dünyanın katılığını olağan karşılamıyoruz ve bu katılığa katılıkla cevap vermek gerektiğini düşünmüyoruz. O halde dünyada rahatlık aramıyoruz diye eziyeti onayladığımız söylenebilir mi? Dünyanın katılığına katılıkla cevap vermeyeceğimize göre yumuşaklık gösterip ezilmeyi mi kabullendik? Yenilmeyi göze mi aldık? İşte diyalektik tuzağı. Sen ve ben bu tuzağa yakalanmadığımız kadar insanız. Çoğu kimse bu tuzağa düştüğü için insanlığından uzaklaşıyor. Diyalektik düşünce birbirine zıt iki tarafı gösteriyor. Katılık ve yumuşaklık gibi. Oysa insan olmak iki zıt taraftan birine ait kalmakla mümkün değil. İnsan demek ünsiyet sahibi olabilen, ünsiyet kurabilen demek. Tıpkı seninle benim kurduğum ünsiyet gibi, birçok ünsiyetin ürünüdür insan. İn...

Su Üstüne Yazı Yazmak

Resim
Hazreti Şeyhi Ekber Muhyiddin İbn Arabi'nin yoluma çıkardığı ince gönüllü derviş: Muhyiddin Şekûr İslâm'a ve İslâm tasavvufuna yönelmemi, bütünüyle, bir tek kaynağa, Hazreti Şeyhi Ekber Muhyiddin İbn Arabi'ye borçlu olan biriyim. Onun 1981'de okuduğum Füsusü'l Hikem'i, geleneğin sırlı kapısından girip şiir dolu bir âleme adım atmama vesile olmuştu. Yine Hazreti Şeyh-i Ekber'in eşsiz himmetiyle, derece derece ilerleyen Füsûs okumaları sayesinde, tam onsekiz yıl boyunca pençesinde kıvrandığım ağır bir sinir hastalığından bütünüyle kurtuldum. Hem imâna hem şifâya kavuşmama himmet eden Hazreti Şeyh, bir çok başka güzelliklerin yanısıra, New York'ta ikamet eden bir Rufaî dervişi, sevgili dost Muhyiddin Şekûr'la ve onun güzel kitabı ’Su Üstüne Yazı Yazmak’ ile tanışmama da bizzat vesile oldu. (Ayşe Şasa) Kalbini dinle, o sana asla haram şeyler fısıldamaz. Her yaptığını önce Allah'ın rızası için yap. Unutma ki O'nu bulunca herşeyi bulur, O...

Neyi Kaybettiğini Hatırla

İnsanlar arasında çıkar bağı değil de gönül bağı varsa, her biri muhatabını korumayı gözeterek davranacaktır. Bu yüzden taraflar arası ilişkilerin dengeli ve eşit olmasını istemeyecek ve bilakis dengeyi ve eşitliği karşısındaki lehine bozmaya çalışacaktır. Karşısındaki mi dedim? Dil sürçmesi. Gönül bağı ile bağlı insanlar bağlandıklarını karşılarında görmezler. Hatta onu kendilerinden ayıramazlar bile. Gönül bağı ortadan kalkabilir bir bağ değildir. Çünkü gönülden bağlı olanlar nasıl, ne sebeple ve hangi şartlar altında bağlı olduklarını bilmezler. Bağlılıklarını bir usule bağlamış olsalardı, her usulsüzlük bu bağı çözerdi. Bağlarının bir sebebi olsaydı, o sebeple birlikte bağ da kaybolurdu. Belli şartlarda gönül bağı tesis edilebilseydi, o şartlara hakimiyetle gönüllere hakimiyet mümkün olurdu. Halbuki gönül bağı çözülmez çünkü gönlün nereden bağlı olduğu bulunamaz. (s. 26) Neyi Kaybettiğini Hatırla İsmet Özel Şûle Yayınları

Tahir Sami Bey'in Özel Hayatı

Resim
- Ee, mirim, size söylemiştim; ya hanım, ya kitap; birini tercih edeceksiniz. - Olmuyor efendim, olmuyor. Birini tercih etsem ötekisi darılıyor. - İki evli oldunuz yani. - Tam buyurduğunuz gibi. Geçende beni âdeta tehdit etti. İskender Bey yapmacık bir merakla: - Ya! Olacak şey değil! - Oldu efendim, inanın oldu. Ellerini beline koyarak: "Bana bak Kazım Efendi, ya ben, ya kitapların, seçimini yap" dedi ve çekildi. - Ne yaptınız? - Ne yapabilirim efendim? Hanımdan korkmayan mı var. Bu yaşta yalnız kalmak zor. E, kitaplara da kıyamıyorum. - Çözüm! - Çözüm şöyle efendim. Hanıma göstere göstere bazı kıymeti kalmamış kitapları, laf aramızda benimkileri de peyderpey tasfiye ediyorum. Her hafta büyücek bir paket fakan. - Ee, inandı mı hanım? Adam keyifleniyor: - İnandı, inandı. İnanmakla kalmayıp bana mükafat olarak bir mantı yaptı ki, parmaklarınızı yersiniz. - Oh, oh! İş tatlıya bağlanmış, neyse. İskender Bey bu tatlı sohbeti dikkatle dinlemekte olan Sami'ye d...