Kayıtlar

Okul Sıkıntısı

Resim
Okur Dergisi nin 10. sayısı için Daniel Pennac'ın Okul Sıkıntısı kitabı ile ilgili yazdığım denemeyi bu bağlantıdan okuyabilirsiniz. Kitaptan altını çizdiğim satır ve paragrafları aşağıda paylaşıyorum. Kaygılı kaygılı bana bakarak, usulca soruyor: "Ne işle uğraşıyorsun sen?" Geleceğim ona daha en başından o kadar netameli görünmüştü ki, bugünümden hiçbir zaman tam olarak emin olamıyordu. Herhangi bir şey olamayacağımdan onun gözünde ayakta kalabilecek kadar donanımlı değildim. Onun bir türlü dikiş tutturamayan oğluydum. Oysa, öğretmen olarak ilk sınıfıma girdiğim 1969 yılının o Eylül ayından beri paçayı kurtardığımdan da haberdardı. Fakat buna rağmen, takip eden on yıllar boyunca (yani yetişkin insan hayatım boyunca), telefonlarımla, mektuplarımla, ziyaretlerimle, kitaplarımın, gazete makalelerimin yayımlanmasıyla ya da Pivot'nun benden alıntılar yapmasıyla ona ulaşan her "başarı kanıtında" bile için için endişelenmeyi sürdürmüştü. Ne meslek ha...

Ya Tahammül Ya Sefer

Resim
Aradan 19 yıl geçmiş. Ya Tahammül Ya Sefer‘i tekrar okudum. Mustafa Kutlu’nun eski kitaplarının tadı benim için bambaşka. İnsanın içinde ağlayan bir ırmak kalıyor kitabı okuyunca. Derin bir iç muhasebesine yöneliyor insan. “Bir kalbim olduğunu duyuyorum. Ağlıyor ve yalvarıyor” Bir kere taviz verildi mi, asla çiğnenmemesi gereken unsurlar bir kere gözden çıkarıldı mı, kalbin aynası bir yerinden çizildi mi, kefareti büyük oluyor. (s. 91) Ya Tahammül Ya Sefer Mustafa Kutlu Dergah Yayınları

Kum ve Köpük

Resim
Yalnız bir kez büründüm sessizliğe. Bir adamın bana “Sen, kimsin?” diye sorduğu gün. (s. 2) Biz zamanı sayısız güneşin devinimine göre ölçeriz; onlar küçük ceplerinde taşıdıkları küçük makinelerle ölçüyorlar zamanı. O zaman, söyleyin bana, aynı yerde ve aynı saatte nasıl buluşabiliriz ki? (s. 6) İnsanlık, geçmiş sonsuzluktan gelecek sonsuzluğa doğru akan bir ışık ırmağıdır. (s. 7) İnsanın anlamı ulaştığı şeyde değil, daha çok ulaşmak için yanıp tutuştuğu şeydedir. (s. 10) Bana kulak ver ki, sana ses verebileyim. (s. 11) Aklımız süngerdir, kalbimiz ırmak. Aramızda çoğu insanın akmaktan çok emmeyi yeğlemesi tuhaf değil mi? (s. 11) Kış, "İlkbahar, benim kalbimde" deseydi, ona kim inanırdı? (s. 15) Hayır, boşuna yaşamadık. Şu kuleler kurumuş kemiklerimizden yapılmadı mı? (s. 18) Ağaçlar toprak tarafından gökyüzüne yazılmış şiirlerdir. Biz onları boşluğumuzu kaydedebilmek için devirip kâğıda dönüştürüyoruz. (s. 19) Çöl ortasınd...

I. Cihan Harbinde Kudüs'te Bir Eğitim Projesi

Resim
Hayat zamanda iz bırakmaz Bir boşluğa düşersin bir boşluktan Birikip yeniden sıçramak için Elde var hüzün Osmanlı’nın son dönemlerine dair kitapları okurken Attila İlhan’ın bu mısraları gelir hatırıma ve hep şu cümle zihnimde yankılanır durur: Elde var hüzün. Kudüs Selahaddin Eyyubî Külliye-i İslamiyesi de Koca Çınar’ın bize bıraktığı hüzünlü hikayelerden birisidir. Selahaddin Eyyubi, Kudüs’ü fethini müteakiben kurar külliyeyi. Yıllar sonra Fransızların eline geçer ve bir kiliseye dönüştürülür bu yapı. Sonrasında ise Yunan Katolikleri patrikliği tarafından kullanır. Osmanlı Devleti, 1915 yılında külliyeyi tekrar hayata geçirir. Böylece hem Sultan Selahaddin’den kalan bir eser ahde vefa gereği ihya edilmiş olur hem de “İkinci Abdülhamid Han’ın Kudüs'teki yabancı okulların sayıca çokluğuna karşın Osmanlı okullarının artırılması için gerekli tedbirin alınması” stratejisinin devamı sağlanır. Kamame Kilisesi civarındaki medresede eğitim süresi on senedir. “Eğitim ...

Kumarbaz

Resim
İşte ideal dedikleri budur, kurbanın ölüme götürülürken bile sevinmesi (s. 31) Des Grieux bütün Fransızlar gibiydi, yani gerektiğinde, çıkarı da olduğu zamanlarda nazik ve neşeli, ama nazik ve neşeli olma zorunluluğu olmayınca da inanılmayacak kadar sıkicı. Bir Fransız nadiren doğal olarak nazik davranır; onun nezaketi genellikle hesaplıdır ve bir hile içindir. Mesela romantik, özgün, gösterişli görünme ihtiyacı duyarsa, kendisini hemen en basmakalıp, en bayağı fikirlerle ifade etmeye başlar. Bir Fransız doğal hâliyle en kaba, en bayağı, en önemsiz özellikler yığınıdır, yani dünyanın en sıkıcı yaratığıdır. Sadece acemiler, özellikle de Rus kadınları Fransızların büyüsüne kapılabilir. Makul her insan bu hesaplanmış, bayat salon nezaketinin, serbestliğin ve neşenin katlanılmazlığını hemen fark eder. (s. 53-54) Bazen en çılgın, en imkânsız görünen fikir kafanızda öyle kuvvetli bir yer edinir ki, öyle veya böyle gerçekleşeceğini zannedersiniz... Dahası bu düşünce şiddetli, güçlü bir ...

Şeker Portakalı

Resim
Bu şarkıyı her duyduğumda sebebini çözemediğim bir hüzne kapılırdım. Totoca'nin elimi sertçe çekmesiyle kendime geldim. "N'oldu, Zezé?" "Hiç. Şarkı söylüyordum." “Şarkı mı?" “Evet." “Demek ki kulaklarım sağır olmuş." Acaba insanın içinden de şarkı söyleyebildiğini bilmiyor olabilir miydi? Sesimi çıkarmadım. Bilmiyorsa benden öğrenecek değildi. (s. 15) "Totoca.” "Ne var?" “Aklımız erince, erdiğini hisseder miyiz?" "Ne saçmalıyorsun be?" (s. 15) "Geleceğin parlak, afacan. İsmini boşuna Jose yani Yusuf koymamışlar. Sen güneş olacaksın ve yıldızlar etrafında parıldayacak." (s. 23) Sabahki hüzünlü düdüğü akşamüstü saat beşte daha da fena gelirdi kulağıma. Fabrika bir ejderhaydı; her sabah insanları yutan, akşamlarıysa yorgun insanlar kusan bir ejderha. (s. 62) Bunun üstüne ona iyice sokulup başımı koluna yasladım. "Portuga!" "Hı..." "Ben senin yanı...

Küçük Ağacın Eğitimi

Resim
Okur Dergisinin 8. Sayısında yayımlanan Küçük Ağacın Eğitimi kitabına dair yazımı aşağıda paylaşıyorum: “Ne kadar uzağa gittiğini bilmiyorsan, çok uzaktır. Kimse bana söylememişti. Sanırım Büyükbaba da bilmiyordu.” Yıllar önce buna benzer hisler taşıdığımı hatırlıyorum. Bu durumu “Küçük Ağaç”ın tespit ettiğini görmek hoşuma gitmişti doğrusu. İnsanız, duygularımızın paylaşılmış olması hoşumuza gidiyor. Yazarların tercüman olması daha da memnun ediyor galiba. Evet, hiç bitmeyecekmiş gibi gelen yollar, hiç bitmeyeceğini sandığımız yıllar ve geçip giden ömrümüz... Ömür bahçesindeki en uzun vakit de çocukluk mevsimidir sanırım. Bu hissiyat, bahçenin ne kadar büyük ve uzağa gittiğini bilmeyişimizden olabilir. Ya da hayata dair en çok şey öğrendiğimiz zaman dilimi olduğu içindir. Kim bilir? Gülün rengi ve kokusu ruhu okşar. Lakin dikeni vardır, itiyat gerektirir. Karnın mı acıktı? İşte orada bir parça ekmek ve tuz. İşte orada domates ve salatalık fideleri. Kendine güzel bir ziya...