Ravi isimli eser bir muhaddisin hadis derleme sürecindeki yolculuğunu bir kurgu üzerinden roman şeklinde anlatımı. Bir ilim yolcusunun Semerkant’tan başlayıp Buhara’ya, Merv’e, Basra’ya, Rey’e, Haremeyn’e ve daha nice merkeze uğrayarak kâh ferahlık kâh meşakkat içerisinde geçen rihlesi ve tek tanığı kendi derlediği risale hacmindeki bir günce. Kitabı hem tavsiye hem de hediye eden sevgili Ömer İhsan kardeşime de ne kadar teşekkür etsem azdır. Hadis geleneğinin oluşma sürecini anlamak isteyenler için fevkalade güzel bir eser. Bu gönderinin en alt kısmına Muhammed Enes Topgül hocanın eseri hangi saikle kaleme aldığını anlatan videoyu da ekliyorum. Eğer benim gibi hadis geleneğinin oluşma sürecine dair bilgi birikiminiz yok ise, öneri olarak daha geniş çerçevenin anlaşılması açısından önce Sezai Engin hocanın Muhaddis isimli kitabını okuyabilirsiniz. Bir hadisin imla süreci nasıl oluyor buna dair kitaptan bir alıntıyı da paylaşıyorum: Hoca yine kârî talebesine kısa bir aşır ok...
Claude Addas, İbn Arabî ve tasavvuf düşüncesi içindeki yeri üzerine çalışmalarıyla tanınan Michel Chodkiewicz’in kızıdır. Aynı konu etrafında makaleleri ve “Kitabu Nesebi’l-Hırka” metninin tahkikli neşri gibi çalışmaları bulunan yazarın başlıca eseri, tercümesini sunmakta olduğumuz İbn Arabî biyografisidir. Halen sahasındaki en önemli müracaat kaynağını teşkil eden eser İngilizce ve İspanyolca gibi çeşitli dillere de çevrilmiştir. (Gelenek Yayınları) Kibrit-i ahmer, gümüşü altına çevirebilen maddeyi ifade eden simya ıstılahıdır. İbn Arabi Et-Tedbiratu’l-İlahiyyede tabiri bu manada kullanmıştır. Tasavvuf ıstılahında, tabir sık sık velinin ulaştığı yüksek dercenin kemaline işaret için kullanılır. İbn Arabi de talebeleri tarafından kibrit-i ahmer olarak nitelendirilmektedir. Nitekim Şarani, Futuhat müellifinin irfanını açıklamak üzere kaleme aldığı eserlerinden birine bu ismi vermiştir: El-Kibritu’l-Ahmer fi Beyani Ulumi’ş-Şeyhi’l-Ekber. (s. 143) * * * İbn Arabi'nin tev...
Japonya'da bir Zen manastırının bahçesinden sorumlu keşişin tuhaf bir alışkanlığı olduğu söylenir. Taş yola düşen güz yapraklarını süpürürken bir yaprağı yerde bırakıp evine öyle girermiş. Peki neden böyle yaparmış? Her şeyden önce ağaçlar kısa süre sonra yolu daha fazla sararmış yaprakla donatacaktır. Bir diğer sebep ise Japon güzellik idealinin mükemmellik, tekdüzelik ve tam simetri değil, doğallık arayışında olmasıdır: bir Zen manastırının boş bahçesine düşen bir yaprağın taşıdığı güzellik. Japon kültürünün ayırt edici özelliklerinden biri de kendine özgü güzellik anlayışıdır. Bir Batılı hatta bir Çinli için en güzel fincan; biçimi kusursuz, kenarları mükemmel, yüzeyi pürüzsüz ve -varsa süslemeleri hatasız ve birbirinin aynı olan fincandır. Ancak Japonya'da en değerli ve en pahalı fincan kusurları olan fincandır zira bu onu benzersiz kılar. Zedelenmiş, üzerine kumtaşı taneleri yapışmış , hatta çatlamış ve kitabın ilerleyen bölümlerinde bahsedeceğimiz kintsugi sanatıyla onarı...
Yorumlar