19. Yüzyıl Fuarlarında Osmanlı İmparatorluğu


 Sultan Abdülaziz İster, Yumruk Patlar


Ancak bu sergi ziyareti sırasında Sultan'ı oldukça üzen bir olay da yaşanır. Sultan Abdülaziz kimliğini fazla belli etmeden sergiyi son bir kez daha gezer. Bu sırada görür ki, pavyonun ilerisinde gezenleri eğlendirmek için konulmuş bir dinamometre vardır. Üstelik de herkesin yumruk atarak gücünü denediği bu dinamometre, bir insan kafası şeklindedir ve adı da Türk Kafası'dır. Yani Türkler açısından son derece aşağılayıcı bir durum sözkonusudur. Gerekeni Sultan'ın emri üzerine yerine getirilir. Hadiseyi Cemal Kutay, Ruznamesinde şu şekilde özetler:

Bu dinamometre, kol ve adale kuvveti ölçmeye mahsus bir alet imiş. Kol kuvvetine güvenen yanına geliyor, üstü kırmızı çuha ile örtülü ve yaya bağlı yuvarlağa bütün kuvvetiyle vuruyor, yuvarlak bu vuruşla arkasında santimetrik taksimat olan tahta üzerinde kayıyor, hangi rakamı göstermişse, vuranın kuvveti ölçülmüş oluyor. Bu kol kuvvetini ölçmeye yarayan dinamometreye de Türk Kafası adını vermişler!.. Bizimkiler bu isimden tabii fena halde ve haklı olarak alınmışlar, amma, zamanlarca evvel yapılan alet önüne, Osmanlı Padişahının geleceğni kim nerden tahmin etsin?

Sultan Aziz, kimliğini mümkün olduğu kadar belli etmeden yaptığı son gezisinde yanındakilerle bu aletin de önüne gelmiş, ve adını öğrenince içerlemiş. Yanındaki Başyaver Halil Paşa'ya dönmüş, eliyle dinamometreyi işaret ederek:

- "Haydi Halil.. Göreyim seni.. Şunlara Türk kolunun kuvvetini göster.." fermanını vermiş.

Pehlivan yapılı, aslan kuvvetli Halil Paşa üzerindeki avniyyesini - yani o tarihte Osmanlı zabitlerinin omuzlarına aldıkları çok şık ve zarif pelerinini - çıkarıp şöylece bir tarafa koymuş, yanaşmış dinamometreye, Yaradan'a sığınıp bir yumruk atınca, Fransız kol kuvvetine göre yapılmış olan yuvarlak, mihverinden fırlayarak, dinamometreyi tuzla buz etmiş...

O mahşeri kalabalık, ağızları bir karış açık, gözleri can evinden fırlamış olup-bitene bakarken, Fransız Kurmay Yüksek Askeri Akademisi Ser-Sir mezunu Başyaver, şu nezaket dersini de vermiş:

- "Bu Türk kafası değil.. Türk'ün kafasına vurulamaz.. Bu ancak Avrupalı kafası olmalı ki, bir vuruşta dağıldı.."

(s. 51-52)

Osmanlı ve Avrupalı Yazarların Gözüyle 19. Yüzyıl Fuarlarında Osmanlı İmparatorluğu
İstanbul Fuar Merkezi Yayınları

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Râvi

Cesur Yeni Dünya

Kibrit-i Ahmer'in Peşinde