Kur’an Mesajı ve Kur’anî Özgeçmiş


İstanbul Teknik Üniversitesindeki öğrencilik yıllarımda, zaman zaman Maslak Camii’ne çeşitli yazar ve mütefekkirler misafir olurdu. (O zamanlar yerleşkemizde bir cami yoktu henüz.) Bunlardan biri de Münib Engin Noyan’dı. Engin Noyan, bizlerle yaptığı bir sohbette sık sık “Pirim, Üstadım Muhammed Esed” diye söz ettiği Esed’in Kur’an Mesajı isimli meal-tefsirinden bahsetmişti. Hasbihal sona erdiğinde ise onun kaleme aldığı Kur’an Günlüğü kitabını satın almış ve kendisine imzalatmıştım.


Bu sohbetin ardından Kur’an Mesajı zihnime düşmüştü. Kitapçılara uğradığım ilk fırsatta eseri bulup edindim.


*****


Muhammed Esed kimdir?


Muhammed Esed aslında sonradan Müslüman olan bir zat. Yahudi asıllı bir aileden dünyaya geliyor.


1900-1992 yılları arasında yaşayan ve Müslüman olmadan önceki adı Leopold Weiss olan Esed'in hazırladığı "Kur'an Mesajı" isimli meal tefsirin önsözünde bu hidayet öyküsü şöyle anlatılıyor:


"1926 yılının sonbaharında bir gün Berlin metrosunda seyahat ederken gördüğü yüzlerin istisnasız hepsinin derin ve gizli bir acıyla kasılı olduğunu müşahede etti. Duyduğu sarsıntıyla bunu yanındaki eşi Elsa'ya açtı. Elsa şaşkınla "bir cehennem azabı çekiyorlar sanki... Acaba kendileri bunun farkındalar mı?" cevabıyla onu tasdik etti. Esed bu acıları ve ızdırabları insanların gerçeksiz, inançsız ve fasılasızca refah peşinde olmalarına bağlar.


Eve döndüklerinde masada açık kalmış Mushaf'ı gördü. Kapatıp kaldırmak için uzandığında gözü Tekâsür suresine ilişti. Birden surenin o gün metroda yaşadıklarının tam bir yankısı olduğunu hissetti ve şunları düşündü:


"Bütün çağlarda insanlar tamahı, açgözlülüğü tanımışlardır; ama tamah ve açgözlülük başka hiçbir çağda bu gün olduğu kadar... ciğer sökücü bir hırs halinde kendini açığa vurmamıştı... İnsanların boyunlarına binmişti ifrit; kamçısını tam yüreklerinin başına indiriyor ve uzaklarda alayla göz kırpan yalancı hedeflere doğru dehliyordu onları...


Ne kadar hikmetli olursa olsun bir insan, yirminci yüzyıla özgü bu acılı koşuyu kendiliğinden bilemez. Böylesine hakim bu perdeden, böylesine apaçık bir üslupla dile getiremezdi. Hayır, Kur'an' da konuşan, Muhammed (s)‘in sesinden daha güçlü, daha yüksek bir sesti ve bütün zamanları aşarak ulaşıyordu insan kulağına..."


Gerçekleşen gençlik rüyası


Esed bu olaydan kısa bir süre sonra Elsa ile birlikle Müslüman olduğunu açıkladı. Böylece on dokuz yaşlarındayken görüp çoktan unutmuş olduğu bir rüya tecelli etmişti: Bu rüyada Esed, içinde bulunduğu bir metro treninin yeraltından çıktıktan sonra saplandığı sonsuz ufuklu bir batakta, az ötede çökmüş duran ve kendisini beklediğini hissettiği, yüzü örtülü kısa kollu harmanili binicisi olan bir devenin terkisine binerek, saat, gün, ay, kısaca zaman kavramını yitirecek kadar uzun bir yolculuk sonunda, yakmayan fakat kör edici parlaklıktaki bir beyaz ışığa vardığını görmüş ve tasvir edilemez ahenkteki bir sesin ‘Burası Batı'nın en uç şehri' dediğini işitmişti. Yıllar sonra, rüyasındaki binicinin Hz. Peygamber, ışığın kavuştuğu iman, işittiği sözlerin ise Batıdaki hayatının sona ereceğinin habercisi olduğu tefsiriyle karşılaşacaktır.


*****


Kur’an Mesajı’nın bende bıraktığı izler


Benim açımdan eserin en büyük kazanımlarından biri, günlük hayatta sıklıkla kullandığımız bazı dinî kavramlar üzerinde ciddi bir farkındalık oluşturmasıydı. Esed, meal boyunca bazı kavramları köşeli parantezler içinde yaptığı açıklamalarla daha anlaşılır hâle getiriyordu.


Örneğin:

Takva: Allah’a karşı sorumluluklarının bilincinde olmak.

Gayba iman: İnsan idrakini aşan olguların varlığına iman etmek.

Kâfir: Hakikati inkâra şartlanmış olan.


Kur’an’da sıklıkla karşılaştığımız kavramların anlam dünyasını bu tür açıklamalarla yeniden düşünmek, meal-tefsiri benim için oldukça verimli ve ufuk açıcı bir okumaya dönüştürdü.


Esed’in tefsir anlayışına yöneltilebilecek önemli eleştirilerden biri ise bazı mucizevi hadiseleri zahirî anlamlarından ziyade sembolik veya rasyonel açıklamalarla yorumlama eğilimidir. Klasik tefsir geleneği açısından bu yaklaşımın tartışmaya açık olduğu kanaatindeyim. Bununla birlikte Esed’in yetiştiği entelektüel çevreyi, Batı düşüncesiyle kurduğu ilişkiyi ve hitap ettiği okuyucu kitlesini göz önünde bulundurduğumda bu yaklaşımını bütünüyle yadırgamıyorum. Nihayetinde hiçbir eser kusurdan azade değil. Kur’an Mesajı da benim için kıymetini korumakla birlikte, ihtiyatla yaklaşılması gereken yorumlar barındırıyor.


Bu vesileyle şunu da belirtmek isterim ki tek başına meal okumanın, Kur’an’ı bütün anlam ve bağlamlarıyla kavramak için yeterli olmadığını düşünüyorum. Zira tefsirler bize yalnızca ayetin anlamını değil; nüzul sebebini, tarihi bağlamını, ilgili hadiseleri ve kimi zaman ayette geçen kavramların anlam dünyasını da gösteriyor. Bu sebeple meal okumasını mümkün olduğunca bir meal-tefsir veya muteber bir tefsirle desteklemenin çok daha istifadeli olduğu kanaatindeyim.


Kur’anî Özgeçmiş


Kur’an Mesajı’nı okurken beni özellikle etkileyen bazı ayetlerin altını sarı kalemle çiziyordum. O günlerde bunun ileride başka bir anlam kazanacağını elbette bilmiyordum.


Yıllar sonra arkadaşlarla sohbet ederken “Acaba kendimize bir Kur’anî özgeçmiş hazırlasak nasıl olur?” diye düşündük. Yani insan kendisini, hayat yolculuğunu ve iç dünyasını Kur’an’dan kendisine ayna tuttuğunu düşündüğü ayetler üzerinden anlatmaya çalışsa ortaya nasıl bir portre çıkardı?


İşte yıllar boyunca sarı kalemle işaretlediğim ayetlere dönüp baktığımda, M. Salih Eroğlu’nun Kur’anî özgeçmişinde şöyle bir tablo ortaya çıktı:


Evvel zaman içinde, belki zaman bile yokken:

 

İnsan (henüz) anılır bir şey değilken (yaratılmamışken) üzerinden uzunca bir zaman geçti. (İnsan 1)

 

Fâni dünyaya göz açış:


Göklerin ve yerin yaratıcısı O'dur: bir şeyin olmasını istediğinde ona sadece "Ol!" der -ve o (şey hemen) oluverir. (Bakara 117)


Ve sizi analarınızın karnından, hiçbir şey bilmez bir halde çıkarıp size, şükredesiniz diye işitme duyusu, görme duyusu, duyma-düşünme yetisi bahşeden Allah'tır. (Nahl 78)


Biz, gerçekten insanı en güzel bir biçimde yarattık. (Tîn 4)


İlkokul:


“Rabbim ilmimi artır” (Taha 114)


Kuran’la tanışmam:


“Yaratan Rabbinin adıyla oku!” (Alak 1)


Namazla tanışmam:


Namazlarınıza ve namazı en uygun şekilde ifa etmeye dikkat edin ve Allah'ın huzurunda içten bir bağlılıkla durun. (Bakara 238)


Üniversiteyi kazanmam: 


Gerçek şu ki, benim Rabbim, olmasını istediği şeyi akıl-sır yetmez yollarla gerçekleştirir. Çünkü O doğru hüküm ve hikmetle edip-eyleyen mutlak ve sınırsız bilgi sahibidir. (Yusuf 100)


İTÜ Vadi Yurdunda kalışım:


Hani, o gençler mağaraya sığındıkları zaman, "Ey Rabbimiz!" demişlerdi, "Bize katından bir rahmet bahşet ve içinde bulunduğumuz [haricî] şartlar ne olursa olsun bizi doğruluk bilinciyle donat!" (Kehf 10)


Umre: 


Ey iman edenler! Seslerinizi, Peygamber'in sesinin üstüne yükseltmeyin. Birbirinize bağırdığınız gibi, Peygamber'e yüksek sesle bağırmayın, yoksa siz farkına varmadan işledikleriniz boşa gider. (Hucurat 2)


İşe giriş:


Ve Allah, dilediğine hesapsız rızık verir. (Bakara 212)


Evlilik için dua: 


Ve onlar ki, "Ey Rabbimiz!" diye niyaz ederler, "Bize göz nûru olacak eşler ve çocuklar bahşet; bizi Sana karşı sorumluluk bilinci taşıyan kimseler için örnek ve öncü yap!" (Furkan 74)


Hayatın akışı: 


O, karada ve denizde olan her şeyi bilir; bir yaprak düşmez ki O bundan haberdar olmasın ve ne yeryüzünün derin karanlığında bir habbe, ne de canlı veya ölü hiçbir şey yoktur ki [O'nun] apaçık fermanında kaydedilmiş olmasın. (Enam 59)


Ölüm: 


[Ve Allah şöyle diyecektir]: "İşte şimdi Bize yapayalnız geldiniz, tıpkı sizi ilk yarattığımız gibi. (En’am 94)


Dua:


(Ey) göklerin ve yerin yaratıcısı! Dünyada ve ahirette benim yanımda yakınımda olan/beni koruyup destekleyen Sensin: canımı, bütün varlığıyla kendini Sana adamış biri olarak al ve beni dürüst ve erdemli insanların arasına kat! (Yusuf 101)


Son Söz:

 

O’NUN [EBEDÎ] ZÂTI’NDAN BAŞKA HER ŞEY, HERKES, YOK OLMAYA MAHKUMDUR . (Kasas 88)




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Râvi

Cesur Yeni Dünya

Kibrit-i Ahmer'in Peşinde